Allah’a kul köle olmak, aslında insanın bu dünyada Allah’tan başka hiçbir şeye muhtaç olmadığının idrakine varmasıdır ve bu muazzam bir özgürlüktür.
Allah’tan başka benim hiç kimseye benim ihtiyacım yok. Başka kimseye bir muhtaçlığım yok. Bu öyle büyük bir özgürlük ki; bunu parayla, malla, mülkle, makamla satın alamazsınız. Şimdi bu açıdan baktığınızda, modern insanın anlam arayışı büyük oranda, zatında anlamı olmayan, manasız bir evrende dolanıp duran bir insana dönüşmüş durumda. İnsan, anlam güdüsüyle hareket eden bir varlıktır.
Anlamsızlık, bizim anlam arayışımıza bir cevap teşkil edemez. ‘Hayatın anlamı yok’ – Kami’nin ya da Nihilistlerin dediği gibi Kafka’nın dediği gibi – ‘hayatın anlamı yok, buna alışın, bunu da böyle kabul edin.’ Evrenin de bir anlamı yok, bir manası yok. Bir şekilde evren bu şekilde ortaya çıktı, biz de kendimizi burada bulduk; bu şekilde yaşamaya alışın demek, bizim anlam arayışımıza bir cevap teşkil etmiyor.
"Bizim varoluş sebebimizi bulduğumuzda ise yaşam felsefemiz ortaya çıkıyor."
İbrahim Kalın'ın bir konuşmasından kesit.
Her şeyin bir anlamı var. Uçurumun kenarı sıra cesaretinden yürümüyordun. Sana uzanacak bir el olsun ve korktuğunu hissetsin istiyordun. Hiçliği yaşarken hiçlikten nasıl ürktüğünü, uçurumun sana baktığını bir kişi olsun anlasın. Yokluktan kaçayım derken, varlığı inkâr ediyordun. Oysa görünmez olduğunda bile ardında sesler bırakıyordun.
Burukluğun sesi, aşkın sesi, teslimiyet arzusunun sesi, özlemin sesi. O sesleri duyabilen herkes, orada değil de burada olduğunu, aramızda dolaştığını anlıyordu.
Kalbi kırıklar birbirini bu seslerden tanır. Sahi, ruhun izlerini kim silebilir?
Hayata hayret nazarıyla bakmak ve böylece kâinatı ve insan nefsini saran güzelliği fark etmek, bu yolculuğun ilk adımı. Bu bir aşk yolculuğu ve “Zafer değil, sefer” ilkesine dayanıyor. Yolculuğun kendisinin ruhu aşka boyayacağını, o aşkla içimizin/ kalbimizin şeffaflaşacağını ve güzelliği aksettiren bir ayna olacağını ümit ediyoruz.