Bölüğümüz, Almanya-Belçika arasındaki sınırı 7 Ağustos 1914'te geçti. Sınırı geçtikten sonra kısa bir yürüyüş bizi küçük bir köye getirdi. Güneş batmak üzereyken yürüyüş kolunun üzerinde bir uçak belirdi. Daha önce düşman bir ülkede yürüyüş yapmamış ve bir düşmanla hiç karşılaşmamıştık. Herkes, kesinlikle, yaşayacaklarına inandıkları olaylar karşısında sinirli ve heyecanlıydı. Bundan dolayı düşman bir ülkedeki uçağın mutlaka düşmana ait olacağını düşünüyordu. Aniden bir patlama sesi duyuldu, ardından birkaç tane daha ve bir iki dakika sonra bütün birlik ateş ediyordu. Ardından uzaktan bir yerden makineli tüfek sesi işitildi. Hemen sonra havada paralanan topçu mermileri görüldü. Şimdi bütün şüpheler ortadan kalkmıştı. Eğer topçu ateş ediyorsa, uçak düşmana ait demekti.
Sahra mutfağı şoförü bile tabancasıyla zavallı pilota ateş etmeye başlamıştı. Uçak birkaç kez üzerimizden geçti ve ardından yere çakıldığı görüldü. Vahşice açılan bu ateşle psikolojik galeyan tatmin edilmişti. Askerler gürültülü bir sevinç narası attılar, çünkü uçağı kendilerinin vurduğuna inanıyorlardı ve bütün bölük, uçağın pilotunu tutsak almak için koşuyordu. Az sonra askerler, ümitsizce bir tavşanı kovalamış genç bir av köpeği gibi, suratlarında aptalca bir ifadeyle birer birer geri dönmeye başladılar. Ertesi gün tümenden bir emir alındı, şöyle başlıyordu:
'Birliklerin çok kötü atışları nedeniyle, iki Alman havacı hala yaşıyor...'
Sayfa 225 - Yüzbaşı Adolf von Schell