Depresyon söz konusu olduğunda tartışma çoğu zaman “ilaç mı, psikoterapi mi?” ikilemine sıkışıyor. Oysa sorun bundan daha karmaşık görünüyor.
Depresyonun ne olduğu, hangi alt tiplerden oluştuğu ve hangi biyolojik ya da psikososyal mekanizmalarla ortaya çıktığı konusunda hâlâ önemli belirsizlikler bulunuyor. Tanı süreçlerindeki güçlükler ve yüksek plasebo yanıtları da bu tabloyu daha karmaşık hale getiriyor.
Bu nedenle “depresyon tamamen biyolojiktir” ya da “depresyon tamamen yaşam koşullarının ürünüdür” gibi kesin ifadeler mevcut verilerin desteklediğinden daha iddialı görünüyor. Aynı şekilde, ilaçların her şeyi çözeceğini veya psikoterapinin tek başına yeterli olacağını söylemek de gerçekliğin karmaşıklığını gözden kaçırabiliyor.
Belki de bugün için daha doğru soru, “İlaç mı, psikoterapi mi?” değil; “Hangi hasta, hangi koşulda, hangi yaklaşımdan daha fazla fayda görüyor?” sorusudur.
– Çağrı ÖZPOLAT, Bibliyosmia, 15.06.2026
Sürdürülebilir Beslenme
En iyi diyet, kendi mutfağında sürdürebildiğin diyettir.
Çünkü sağlıklı beslenme yalnızca ne yediğinle değil, onu ne kadar uzun süre devam ettirebildiğinle ilgilidir. Uygulanamayan mükemmel bir diyet yerine, sürdürülebilen iyi bir beslenme planı genellikle daha başarılı sonuçlar verir.
— Çağrı ÖZPOLAT, Bibliyosmia, 12.06.2026
Algoritmalar ve Okuma Çeşitliliği
Algoritmaların yönlendirdiği dünyada okuma alışkanlıklarımız da değişiyor.
Paralel okuma, çapraz okuma, tematik okuma ya da karşılaştırmalı okuma gibi yöntemler; farklı fikirleri bir araya getirerek düşünceyi zenginleştirmeyi amaçlar. Ancak bugün birçok okur kitaplarını büyük ölçüde algoritmaların önerileriyle seçiyor.
Bir kitabı okuyanlara benzer kitaplar öneriliyor, popüler olan daha görünür hâle geliyor ve sonuçta birçok kişi benzer kitapları okuyup benzer fikirlerle karşılaşıyor. Üstelik mesele yalnızca algoritmalar da değil. İnsanlar çoğu zaman mevcut görüşlerini destekleyen kitaplara yönelmeyi, kendilerini rahatsız edebilecek ya da fikirlerini sorgulatabilecek metinlerden daha kolay buluyor.
Bu durum yeni okurlar için faydalı olsa da keşif alanını daraltabiliyor. Oysa okumanın işlevlerinden biri de zaten farklı düşünme biçimleriyle karşılaşmak, kendi fikirlerimizi sınamak ve bazen değiştirmektir.
Belki de günümüzde okumanın önemli bir parçası yalnızca ne okuyacağımıza karar vermek değil, bize neyin gösterildiğini ve neyi görmezden geldiğimizi de fark etmektir.
– Çağrı ÖZPOLAT, Bibliyosmia, 10.06.2026
Taş Kâğıt Makas: Bir İnsanı Gerçekten Tanıyabilir Misiniz?
Taş Kâğıt Makas, görünüşte bir psikolojik gerilim romanı olsa da bana göre asıl olarak uzun bir evliliğin içinde biriken sırlar, suskunluklar ve yanlış anlamalar üzerine kurulu.
Romanın daha ilk sayfalarında Amelia’nın söylediği “Kocam yüzümü tanımıyordu.” cümlesi aslında kitabın merkezindeki soruyu veriyor: Bir insanla yıllarca birlikte yaşayıp onu gerçekten tanıyabilir miyiz?
Kitabın en güçlü yanlarından biri güvenilmez anlatıcı kullanımı. Adam ve Amelia’nın anlatımları arasında gidip gelirken okur sürekli aynı soruyla karşılaşıyor: Kimin anlattığı gerçek?
Bunun yanında yıldönümü mektuplarıyla kurulan yapı, İskoçya’nın izole atmosferi ve son sayfalara kadar korunan merak duygusu romanın temposunu canlı tutuyor.
Romanın dikkat çekici yönlerinden biri de insanların birbirlerini değil, çoğu zaman birbirleri hakkında kurdukları hikâyeleri seviyor olabilecekleri fikri. Karakterler birbirlerini tanıdıklarını düşünüyorlar; ancak geçmişten gelen sırlar ve kırgınlıklar bu inancı sürekli sarsıyor.
Bana göre romanın asıl gücü bir cinayeti ya da gizemi çözmeye çalışmasında değil; insanların birbirlerini ne kadar tanıdıklarını sandıkları üzerine düşündürmesinde yatıyor.
Finalden sonra dönüp baktığımda kitabın adı da daha anlamlı geliyor: Taş güç ve dayanıklılığı, kâğıt mektupları ve sırları, makas ise ilişkileri kesen gerçekleri temsil ediyor gibi.
— Çağrı ÖZPOLAT, Bibliyosmia, 13.06.2026
Bu, ‘doğaya başvurma safsatası’ olarak bilinen bir düşünme hatasına örnek. Bir davranışın doğada görülmesi, onun insanlar için doğru veya sağlıklı olduğunu göstermez. Kediler de popolarını yalıyor; doğal olması bunu bize tavsiye etmemiz gerektiği anlamına gelmiyor. Bir iddianın değeri, ne kadar doğal olduğuyla değil, bilimsel kanıtlarla ne ölçüde desteklendiği ve eleştirel düşünce süzgecinden geçirildiğinde ne kadar ayakta kalabildiğiyle değerlendirilmelidir.
Bu iki kavram sık sık aynı anlamda kullanılıyor, ancak aslında aynı şey değiller.
Fitness, genel sağlık ve fiziksel uygunluğu geliştirmeyi amaçlar.
Kuvvet, dayanıklılık, hareketlilik ve yaşam kalitesi bunun parçalarıdır.
Pilates yapan biri de fitness yapıyor olabilir.
Düzenli yürüyen biri de.
Koşan, yüzen ya da bisiklete binen biri de.
Direnç egzersizleri de tek başına vücut geliştirme anlamına gelmez.
Aynı ağırlıklar, bir kişi tarafından sağlık için; başka biri tarafından performans için; bir başkası tarafından ise kas geliştirmek için kullanılabilir.
Vücut geliştirme ise daha çok kas kütlesini artırmaya, vücut kompozisyonunu değiştirmeye ve estetik bir görünüm oluşturmaya odaklanır.
Örneğin bir kişi daha sağlıklı yaş almak, merdivenleri rahat çıkmak veya bel ağrılarını azaltmak için antrenman yapabilir.
Bir başkası ise omuzlarını büyütmek, yağ oranını düşürmek ve daha estetik bir fizik elde etmek isteyebilir.
İkisi de değerli hedeflerdir.
Belki de önemli olan hangi kategoride olduğunuz değil; yaptığınız şeyi ne için yaptığınızı bilmektir.
— Çağrı ÖZPOLAT, Bibliyosmia, 13.06.2026