Hassalarımızın kavrayamadığı kuvvetlerle kuşatılmış olduğumuzu her gün biraz daha anlıyoruz. Nihayet kendileriyle o kadar övündüğümüz bu ilimler, fiziğimiz, kimyamız, biyolojimiz, psikolojimiz, sosyolojimiz, pek az şeydir; zavallı duyularımız ve acınacak vasıtalarımızla bugüne kadar yeryüzünde tespit edebildiğimiz en kaba olayların tiplerini bir arada toplamaktan ileriye gidememişizdir.Natüralist ve dinsiz ilimcilik için gerçekten sağlam bir temel, değil mi? Yer kabuğu üzerinde, pek de iyi olmayan araştırma vasıtalarımızın temin ettiği birkaç gözlem ile bütün kâinat hakkında bir netice çıkarmaya hakkımız var mıdır? Buna cesaret ettiğimiz zaman, yuvasının topraktan kümbetini şöyle böyle tetkik ettikten sonra bütün kâinatın o modele göre inşâ edilmiş olduğunu utanmadan iddia eden miyop bir karıncaya benzemiyor muyuz?
(Andre Cresson , Felsefe Meselelerinin Bugünkü Durumu, Remzi Kitabevi, s. 35-86)
(...) Matematik ilimlerin metodu, zihin tarafından bazı ilkeler kabul olunduğuna göre neticelerin ister istemez kabul olunacağını kuvvetle ispat eder; fakat böylece kabul olunan ilkelerin mutlak bir kıymeti haiz olduklarını, matematik kendi kendine ispat etmeye muktedir değildir.Bazı ilkelerin zihnimize apaçık birer hakikat olarak göründükleri muhakkaktır. Fakat bu hâl; bir insan dimağına, insan duyularına sahip bulunmamızdan ve muayyen bir çevre içerisinde yaşamamızdan ileri gelmiyor mu? Eğer karıncaların duyularına, bir karınca sinir sistemine sahip olsaydık ve Sirius yıldızının etrafında seyreden gezegenlerden birinin üzerinde yaşasaydık bu ilkeler bize yine açık birer hakikat olarak görünürler miydi?Hiçbir şey bilmediğimizi, asla da bilemeyeceğimizi samimiyetle itiraf edelim. Matematik tipe göre mükemmel sûrette kurulmuş bir metafizik sistem farz edelim: Bu sistemin değeri daima şüpheli kalacaktır. Mutlakın bilgisi bahsinde insanlara mahsus hakikatler, karıncalara mahsus hakikatlerden daha fazla bir değeri mi haizdirler? İnsanların a priori muhakemeleri, bu bilgi için, karıncaların muhakemelerinden daha fazla bir değer mi gösterirler? Buna cevap vermeye kim cesaret edebilir?..
(Andre Cresson , Felsefe Meselelerinin Bugünkü Durumu, s. 35-86)
Nihayet samimîlik şunu teslime bizi zorluyor:İnsan, dünyaya natüralist dürbünle baktıktan sonra natüralizme bu meslek aleyhinde bulunanların imâl ettikleri dürbünle bakarsa hayretten kendini alamaz. İlmin büyük bir kudretle telkin eder göründüğü şey artık hakikatte mümkün olan fakat zarurî olmayan varsayımların bir topluluğu olarak görünüyor. Bu varsayımlar kâiat hakkında gerçekten geniş bir bilgiye dayanmıyorlar:Kendilerini aciz bırakan güçlüklerle karşılaşıyorlar. Bu varsayımların pratik değerleri inkâr olunamaz,fakat teorik değerleri gerçekleşmemiştir, gerçekleşemez de.Her tabiat ilmi; yalnız muayyen bir kudrette olan âletlerle teçhiz edilmiş bir insan zekâsının, dünyanın şu içinde yaşadığımız saatinde, yapabilmiş olduğumuz küçük araştırmalardan sonra, tabiî vakâları kolaylıkla sınıflamak, ilerisini görmek ve hesap etmek için tasavvur ettiği şeydir...
(Andre Cresson , Felsefe Meselelerinin Bugünkü Durumu, s. 35-86)