Hayat, onun gözünde, çok basitti. Sen gününü gün etmek istiyordun; "onlar", yani Parti bunu engellemek istiyordu; sen bir yolunu bulup kuralları çiğniyordun. Görünen o ki, "onlar"ın seni her türlü zevkten yoksun kılmak istemelerini, senin yakayı ele vermemek istemen kadar doğal buluyordu. Parti'den nefret ettiği gibi, bunu en yakası açılmadık sözlerle dile getiriyor, ama hiçbir zaman Parti'nin genel bir eleştirisini yapmıyordu. Kendi yaşamına dokunmadıkça, Parti öğretisi onu hiç mi hiç ilgilendirmiyordu.
Sayfa 160 - Nineteen Eighty-Four, George Orwell, 1949, İngilizce aslından çeviren: Celâl Üster, Can Sanat Yayınları, 38. Baskı, Ocak 2013·Kitabı okudu
Parti, tümüyle bastırılması olanaksız içgüdülerin giderilebilmesi için, fahişeliği el altından özendiriyordu bile. Fuhuş, gizlice ve zevk almadan yapıldığı, yalnızca aşağı ve horlanan sınıftan kadınları kapsadığı sürece o kadar önemli değildi. Asıl bağışlanmaz suç, Parti üyeleri arasındaki rastgele cinsel ilişkiydi.
Sayfa 90 - Nineteen Eighty-Four, George Orwell, 1949, İngilizce aslından çeviren: Celâl Üster, Can Sanat Yayınları, 38. Baskı, Ocak 2013·Kitabı okudu
Winston, su erdemlilik duvarını hayatında bir kez olsun yıkmayı sevilmekten de daha çok istiyordu. Hakkını vererek sevişmek, isyan demekti. Arzu ise düşünce suçu olarak görülüyordu. Hani, Katherine'de bir istek uyandırmayı başarabilse, kendi karısını baştan çıkarmış gibi olacaktı.
Sayfa 93 - Nineteen Eighty-Four, George Orwell, 1949, İngilizce aslından çeviren: Celâl Üster, Can Sanat Yayınları, 38. Baskı, Ocak 2013·Kitabı okudu