Tahsin Gün

Tahsin Gün
@tahsingun
Sıkı Okur
Librum Lictorem
Sabitlenmiş gönderi
Kendi geçmişinden kopmuş bir halk ya da sınıf, seçmede ve eyleme geçmede tarih içinde kendi yerini bulmuş bir sınıf ya da halktan çok daha az özgürdür . İşte bunun için -tek neden de budur zaten- geçmişin tüm sanatı bugün siyasal bir sorun olarak karşımızdadır.
Sayfa 33 - Görme Biçimleri, Ways of Seeing, John Berger, Metis Yayınları, 1986, İngilizce'den Çeviren: Yurdanur SalmanKitabı okuyor
Reklam
Tereza'yla tanıştığından beri, içki olmadan öteki kadınlarla sevişemez olmuştu! Oysa alkol kokan nefesi Tereza için onun başka kadınlarla yattığının kanıtıydı.
Sayfa 38 - İletişim Yayınları, 41. BASKI, Çeviren: Fatih ÖzgüvenKitabı okuyor
Bir pazar, anne gene önceden kararlaştırılmış bir görüşmeyi iptal ettiğinde, Tomas hemen o an oğlunu bir daha hiç görmemeye karar verdi. Yeterli önlemleri almayı unuttuğu bir tek geceyle bağlı olduğu bu çocuğa neden öteki çocuklardan daha derin duygular besleyecekti ki? Nafakayı ödemeyi özen gösterecekti; yeter ki babalık duyguları adına oğlu için savaş vermesini istemesinlerdi!
Sayfa 19 - İletişim Yayınları, 41. Baskı, 2014, İstanbulKitabı okuyor

Okur Takip Önerileri

Tümünü Gör
Sadece bir hayat yaşadığımız için bu hayatı öncekilerle karşılaştıramaz ya da kusurlarımızı gelecekteki hayatlarımızda gideremeyiz; bu nedenle de ne istediğimizi bilemeyiz. Tereza'yla olmak mı daha iyiydi, yalnız olmak mı? Karşılaştırma fırsatı olmadığı için hangi kararın daha iyi olduğunu sınamanın bir yolu yok. Olaylar nasıl gelişirse öyle yaşıyoruz, önceden uyarılmaksızın, rolünü ezberlemeden sahneye çıkan bir tiyatro oyuncusu gibi.
Tahsin Gün tekrar paylaştı.
“Devlet iflas etti… hükümet rüşvetçi…”
“… bütün bu adamlar iktidar heveslisi, alçak ve insafsız, kendilerinden oluşan devlet, onlar için her şey… idare ettikleri halk onların gözünde neredeyse bir hiç. (…) hiç bu kadar alçak ve aynı zamanda karaktersiz ve budala insanlar tarafından yönetilmemişti. Ama halk da aptal… böyle bir durumu değiştiremeyecek kadar zayıf, şimdiki hükümeti oluşturan kişiler gibi güvenilir olmayan iktidar hırslısı kişilerin kapanına düşüyor. Herhalde bir sonraki seçimlerde de bu acıklı durum değişmeyecek…”
Reklam
Peki aşk mıydı o duygu? Onun yanı başında ölmek istemesi abartılı bir duyguydu apaçık; bunu daha ikinci görüşmeleriydi! Yoksa ta içindeki sevme yeteneksizliğinin farkına varıp da aşk taklidi yaparak kendini aldatma gereği duyan bir adamın histerisi miydi sadece? Bilinçaltı öylesine korkaktı ki, bu küçük güldürü için seçip seçeceği en iyi eş yaşamına girme konusunda hiçbir şansı olmayan şu zavallı garson kız olmuştu!
Sayfa 15 - İletişim Yayınları, 41. BASKI, 2014Kitabı okuyor
Tahsin Gün
Bir kitabı okumayı düşünüyor
Benden Önce Bir Başkası
Benden Önce Bir BaşkasıNurdan Gürbilek
8.9/10 · 131 okunma
Tahsin Gün tekrar paylaştı.
"Ölmüş kuşakların geleneği," diyordu Marx, "yaşayanların üze­rine bir kâbus gibi çöker."
Sayfa 11 - GirişKitabı okudu
Yaşamlarımızın her saniyesi sonsuz kere yineleniyorsa, İsa'nın çarmıha çivili olduğu gibi biz de sonsuzluğa çivilenmişiz demektir. Bu, insanı dehşete düşürecek bir olasılık. Sonsuza Kadar Yinelenme dünyasında her attığımız adıma dayanılmaz bir sorumluluğun ağırlığı gelir çöker. İşte Nietzsche, Sonsuza Kadar Yinelenme düşüncesine bunun için yüklerin en ağırı demiştir (das schwerste Gewicht). Sonsuza Kadar Yinelenme yüklerin en ağırıysa, bizim yaşamlarımız bu ağırlığın karşısında göz kamaştırıcı bir hafiflik içinde belirmektedir. Peki, ağırlık gerçekten nefret edilesi, hafiflik de göz kamaştırıcı mıdır? Yüklerin en ağırı ezer bizi, onun altında çökeriz, bizi yere yapıştırır bu ağırlık. Öte yandan her çağda yazılmış aşk şiirlerinde, kadın erkeğin bedeninin ağırlığı altında ezilmeyi özler. O halde yüklerin en ağırı aynı zamanda yaşamın sağladığı en şiddetli doyumun da imgesidir. Yük ne kadar ağır olursa, yaşamlarımız o denli yaklaşır yeryüzüne, daha gerçek, daha içten olur. İşi tersten alırsak, bir yükten mutlak biçimde yoksun olmak insanoğlunu havadan daha hafif kılar; göklere doğru kanat açar insan, bu dünyadan ve dünyasal varlığından ayrılır, yalnızca yarı yarıya gerçek olur, devinimleri önemsizleştiği ölçüde özgürleşir. Hangisini seçmeli o halde? Ağırlığı mı, hafifliği mi?
Sayfa 13 - İletişim Yayınları, 41. BASKI, 2014Kitabı okuyor
Tahsin Gün
Bir kitabı okumaya başladı
Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği
Varolmanın Dayanılmaz HafifliğiMilan Kundera
7.7/10 · 10,1bin okunma
Reklam
Fransız Devrimi sonsuza kadar yinelenecek olsaydı, Fransız tarihçileri giderek daha az gurur duyacaklardı Robespierre'le. Ama bir daha asla geri gelmeyecek bir şeyi konu edindikleri içindir ki, devrimin kanlı yılları yalnızca sözcük, kuram ve tartışma olup çıktı, tüyden daha hafif bir şey oldu, hiç kimseyi korkutmuyor artık. Tarihte yalnızca bir kere karşımıza çıkan Robespierre'le, Fransız kelleleri uçura uçura sonsuza kadar dönüp dönüp yeniden karşımıza çıkan Robespierre arasında dağlar kadar fark vardır. Ebedi Dönüş düşüncesinin bize eşyayı olduğundan farklı gösteren bir bakış açısı sağladığında anlaşalım o halde; doğasındaki geçiciliğin getirdiği hafifletici koşul olmaksızın belirir eşya. Bu hafifletici koşul bir yargıya varmaktan alıkoyar bizi. Öyle değil mi; ömrü uzun olmayan, geçip gitmekte olan bir şey konusunda nasıl yargıya varabiliriz ki? Çözülüp yok olmanın günbatımında her şey, hatta giyotin bile bir geçmişe özlem perdesine bürünür.
Sayfa 12 - İletişim Yayınları, 41. BASKI, 2014Kitabı okuyor
Ebedi Dönüş düşüncesinde gizemli bir yan vardır ve Nietzsche öteki düşünürleri sık sık şaşırtmıştır bu düşüncesiyle; düşünün bir kere, her şey tıpkı ilk yaşandığı biçimiyle yineleniyor ve yinelenmenin kendisi de sonsuza kadar koşuluyla yineleniyor! Ne anlama gelir bu çılgın mitos? Olumsuz açıdan bakıldığında, Ebedi Dönüş mitosu bir daha geri dönmemecesine kaybolup giden, yinelenmeyecek olan yaşamın bir gölgeye benzediğini, ağırlıktan yoksun, daha baştan ölü olduğunu ve ister korkunç, ister güzel, ister yüce, korkunçluğunun, yüceliğinin ve güzelliğinin hiç bir anlam taşımadığını önerir.
Şimdiki-Zaman-Ülkesine
Hüznün ve yalnızlığın yükünü hissediyordum; sanki bir şey olmuş ya da olmaya başlamıştı ve ben bunu biliyordum. Henüz kendimi dünyaya dikkatle bakan bir insan gibi gördüğümü sanmıyorum; o zamana kadar ben kendim dünyaymışım gibi hissediyordum. Rüzgârı ve acıklı şarkısını dinlerken, benimle ilgisi bulunmayan, dünyaya ait olan bir hüznü dinlediğimi biliyordum.
Sayfa 26 - Modern Klasik, Yeni Zelanda; Yapı Kredi Yayınları, 2016, Çeviren: Ayça ÇınaroğluKitabı okuyor
Sunuş
"Noel'de özel bir şey yapıyor musun?" diye sordum. "Evet, Noel'i çok eski birkaç arkadaşımla geçireceğim" diye yanıtladı. Biz ön kapıya doğru giderken de devam etti: "Noel'i Bronte kardeşlerle, Emily ve Charlotte'la geçireceğim."
Sayfa 13 - Modern Klasik, Yeni Zelanda; Yapı Kredi Yayınları, 2016, Çeviren: Ayça ÇınaroğluKitabı okuyor
Sunuş
Her oda, hatta odaların ayrı bölümleri, devam etmekte olan farklı bir kitap için ayrılmıştı. Hastane koğuşlarında doktor muayeneye geldiği ya da hasta mahremiyet ihtiyacı duyduğunda kullanılan perdeler gibi, o da odaları bölmek için perde aşmıştı. Bu çözüm belki de yirmili yaşlarında hastanelere girip çıkarak geçirdiği acılı yıllardan geliyordu. En son çalıştığı masanın üzerinde bir çift kulak tıkacı vardı. "Hiçbir sese dayanamıyorum" diye açıkladı. "İki kat tuğla işe yaramadı, sanırım taşınmak zorunda kalacağım."
Sayfa 13 - Modern Klasik, Yeni Zelanda; Yapı Kredi Yayınları, 2016, Çeviren: Ayça ÇınaroğluKitabı okuyor
Tahsin Gün
Bir kitabı okumaya başladı
Soframda Bir Melek
Soframda Bir MelekJanet Frame
8.7/10 · 39 okunma
2.561 öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.