İçeri girip beyaz orkidelerin fiyatını sordu. Satıcı bu posbıyıklı, ufak tefek yabancının yüzüne, kılık kıyafetine baktı ve "Şimdi söyleyeceğim fiyat size yüksek gelecek" dedi. "Ne pahalı şeymiş, diye düşüneceksiniz ama aslına bakarsanız orkide en ucuz çiçektir."
"Niye?" diye sordu Juan Perez.
"Çünkü kurallara uyar ve bakmayı bilirseniz yıllarca dayanır, evinizi süsler. Hiç de zor değildir bakımı."
Bu bilgiler Juan Perez için çok yeniydi. Orkideyi en zor yetişen çiçek olarak düşünmüştü hep. Kadına merakla sorular sordu ve o, Kuzeylilere özgü bir sabırla cevap verdi hepsine.
Orkidenin anavatanı Himalayalar ve Uzakdoğu ülkeleriydi. Ağaç gövdelerinde çıkarlar ve yere doğru eğilirlerdi çünkü tropik yağmurlardan hiç hoşlanmazdı orkideler, bu yüzden başlarını yere eğer ve suyun üstlerinden akıp gitmesini sağlarlardı. Evde de buna dikkat etmek gerekirdi işte. Orkide ışık sever ama sudan nefret ederdi. Hele yeşil yapraklarının iç tarafına gelecek birkaç damla su mantar oluşmasına yol açar ve bu da çiçeğin sonu demek olurdu. Bu yüzden orkideyi birkaç haftada bir, olduğu gibi kaldırmalı ve leğene doldurulmuş olan suya şöyle bir sokup çıkarmalıydı. Tabii yeşil yaprakları suya değdirmeyecek şekilde.