Aradıkça bulmak, buldukça aramak... Asla âit bir bütünlüğün bu iki zıt oluşu arasındaki ahenkte tecelli etmesi gereken bir şey var: Has ve hususî bir nisbet sahibi olmak... Hani, "her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır!" hesabı.
"Unsurların rastgele bir araya getirilmesiyle ekmek bile yapılamaz!"demiştim ya... Demek ki nisbetlerin tayin edilemediği yerde terkib tutturulamaz. Peki, terkibin bilinmediği bir yerde unsur tanınabilir mi ki, nisbet tutturma sözkonusu olabilsin?.. Olmayan uzvunu aynada seyretmeye davranmak gibi, ne arıyorsun ki ne bulacaksın?
(...)
İnsan aradığının ne olduğunu bilmeden, bulduğunun da ne olduğunu bilmez... Bilgi de iki çeşittir; biri, mevzuu bilmek, diğeri ise o mevzuu nereden öğreneceğini bilmek.
Paranın aktığı yere göre ordunun hedef edindiği ana menfaati sezmek mümkündür.Yâni orduların hem kuvvetlenmelerinde ve hem de harb etmelerinde ilk araştırılacak şey, şu sorunun cevabıdır:Musluk nerede? Parayı akıtan musluk nerede?..Istırabın hayâlet şeklini almış maskesi...Kamçı ile ağaç yıkılır mı?..
"İmân tam oldu mu isbat yoktur!"...Böyle buyuruyorİmam-ı Şafiî Hazretleri...İmân hakikatinin ideal tepesi bu... "İsbat edilemeyeceğini, bunun bir akıl davası olmadığını akılla isbat"ın gayesi olan nokta! Hem zirveyi gözden kaybetmemek, hem de çukurdan tırmanmak zorundayız!..