Yâ Şâh-ı Kerbelâ ne revâ bunca gam sana
Derd-i demâdem ü elem-i dembedem sana
/Mefûlü Fâilâtü Mefâîlü Fâilün/
(Ey Kerbelâ Şahı! Bunca gam ve zaman zaman gelen dertler, elemler sana lâyık mıdır?)
•Fuzûlî
...
Kadrini seng-i musallâda bilip ey Bâkî
Durup el bağlayalar karşına yârân saf saf
(Ey Bâkî! Dostların senin kıymetini musalla taşına yatırıldığın zaman bilip, karşında saf saf el bağlayacaklar.)
Namık Kemal, eski edebiyatın en sağlam tarafı kabul edilen ifade biçimini de eleştirmekten geri kalmaz. Ona göre, okuma-yazma bilenlerin dahi bu edebiyatı anlamaları mümkün değildi. Öyle ki edebi denilen eserlerimizi dinleyenler, sanki başka bir lisanda yazılmış bir duayı dinliyormuşcasına "amin" demekten kendilerini alamazlar. Nispeten sade bir dille yazılmış eserler ise içerik bütünlüğünden yoksun olduklarından bir anlam ifade etmezler. Bu eserlerden anlam çıkarmaya çalışmak, dalgalı bir denizde sedef avlamaya benzer.