Sevgili Okuyucu,
Bir hikâye, sadece kelimelerden ibaret değildir; o, bir kalbin fısıltısı ve bir ruhun şarkısıdır. Kayıp Diyar'ın tozlu yollarında, Sisli Orman'ın gölgelerinde, Fırtına Kıyısı'nın dalgalarında ve yıldızların sonsuz boşluğunda, bu hikâye benimle birlikte doğdu. "Beşin Yemini: Uyanan Fısıltılar", bir yazarın kaleminden çok; bir ozanın lavtasından, bir savaşçının kılıcından, bir hırsızın cesaretinden ve bir şifacının umudundan doğdu. Bu, birliğin ve fedakârlığın hikâyesidir; Özgür'ün melodisinin, diyarın ruhunu nasıl kurtardığının destanıdır.
Özgür yüce
Hayatımdaki ilk fantastik seri bitirişim ortaokul-lise yıllarıma denk geliyor: Alacakaranlık. 700-800 sayfalık kitapları en fazla üç günde bitirdiğim o zamanlar… Bu seri bana o dönemki beni hatırlattı. Olayları takip ederken yaşadığım heyecanı, zihnimde canlanan dünyanın içinde kayboluşumu yeniden yaşadım.
Malamander serisi Genç Timaş’tan çıkmış. Başlarda çocuk kitabı olması nedeniyle biraz tereddüt ettim. Ancak fantastik okumayı özlemişim ve bu kitap bana, hayal gücüme çok iyi geldi.
Her anından keyif aldım diyemem; yer yer Harry Potter’ı andıran noktalar vardı. Bu anlarda biraz göz devirdiğim doğrudur çünkü bazı bölümler özgünlükten uzak hissettirdi. Yine de özellikle Festergrimm kitabı beni çok etkiledi. Macera ve gizemi takip eden dramatik öyküler ilgimi çeker; Mermedusa'da da bu havayı bir miktar hissettim.
Konusu, olayları ve karakterleri güzel tasarlanmış olsa da daha derin işlenebilirdi. Özellikle yan karakterlerin hikâyelerini okumayı çok isterdim. Aslında “yan karakter” demek bile doğru değil belki. Tüm kasabanın bir aile gibi oluşu çok hoşuma gitti. Bana biraz Stars Hollow’u hatırlattı. Martık’ın Yeri tam bir Luke’s. Fosil Hanım’ın bir zamanlar çocuk sahibi olmak istediğini biliyoruz ama sonrası belirsiz. Martık’ın, Jenny’nin ve diğerlerinin hayatı hâlâ büyük birer soru işareti.
Ayrıca (spoiler uyarısı) neredeyse tüm kaybolanların yolu kolayca Mermedusa’ya çıkarken Malamender onu neden bir türlü bulamıyordu?! Haha, bunu şu an hayatımın en önemli konusu gibi tartışmak istiyorum oturup.
Tüm bunların yanında Herbie ve Vi ile tanıştığım için mutluyum. Tuhaf Deniz Kasabası'nın tuhaf insanlarıyla karşılaştığım için… Tuhaf Kitap Dispanseri’nde şömine karşısında sıcak çikolata içmeyi ve bir denizmaymununun benim için kitap seçmesini gerçekten isterdim.
Herkese Merhaba,
Yeni bir seriye merhaba diyoruz. Konusu uzaylı olan ikinci okuduğum bir kitap oldu. Neyseki burda mantıklı bir şeyler vardı. Diğer kitapta sıfır mantık vardı.... sevdim sayılır...ortalama bir kitaptı.
Konu ise; Uzaylılar tarafından kaçırılmak Jade’in yaşayacağı sıkıntıların sadece başlangıcıydı. Clecanialı olarak bilinen uzaylı kurtarıcıların onu korumaya hevesli olmaları iyi bir şeydi ama tek bir şartları vardı: Jade bir sene boyunca onların gezegenlerinde kalmak ve kurallarına uymak zorundaydı; buna kendisine bir koca seçmesi de dahildi.
Konumuz böyle başlıyor. Kadınların az olduğu ve erkeklerin cok olduğu bir yer. Yani bu dünyada Kadınlar kocaları seçıyorlar. Şöyle; erkekler hayatları boyunca ‘’bir kadını nasıl mutlu ederim’’ dersleri alıyor. Hayatları sadece kadınları memnum etmek ve onları korumakla görevliler. Yani; yemek yapmak- kadının yiyecek-giyecekleri masrafları karşılamak- kadınınları hertürlü tatmin etmek (seks yaparak kocalarını secenler bi dersiniz, zengin olmasından mı?) filan değişik bir dünya yaratmış. Neden mi böyle? Cünkü doğurganlık az olmasından.... erkekler kadınları etkılesın ki; kadınlar hamile kalıp, dünyalarına kız cocuk getırebilsinler... kitapta erkekler bir objedir, ambalaja ve paralarına bakarak kadınlar kocalarını seçiyorlar....neyse aslında içeriği bakımında bir çok şey yazabilirim de gerek yok uğraşamıycam...
İşte kızımız Jade; bir düzine erkeğin içinde asla seçilmeyen yaraları olan çirkin olarak adlandırılan (tabiki öyle değil) theo seçiyor. Theo kendinin seçilmesini şok olması ile kadının kendisine gönderilen bir ajan sanmaktadır. Çünkü; şu zamanada kadar hiç bir kadın onu koca olacak seçmemiştir. Bedenindeki yaralardan ötürü. Jade , bu gezengenden kurtulmak için onların anlaşmasını kabul eder ama Theo ilk
İbiş ayaklarına baktı. Sonra gökyüzüne baktı. Sonra Wen’e baktı.
“sanırım ben aptalım usta.”
“güzel,” dedi Wen. “bu zamanda çömezim olman büyük talih, çünkü eğer sana öğretebilirsem. İbiş, herkese öğretebilirim.”
“Fantezi, aşina olana yeni bir ışık tutmalıdır; benim Diskdünya’da yapmaya çalıştığım gibi. Fantezi o zamana ve oraya değil, bugüne ve buraya bakmanın bir yoludur. Fantezi öncü edebiyattır. her şey ondan doğar. Fantezi en iyi haliyle gerçekten de kaçış edebiyatıdır. ama kaçış edebiyatının özelliği şudur: Bir şeyden kaçarken aynı zamanda bir şeye doğru da koşmanız gerekir. gitmeye değer bir yere gitmelisinizdir ve bu deneyim sizi daha iyi birine dönüştürmelidir.