f

Felsefe ve Insan

1 üye
Takip
SOFİZM'İN EPİSTEMOLOJİSİ
Sofistlerin entelektüel tesiri, yalnızca belâgat eğitimi vermeleriyle sınırlı değildir; daha derinde, “ne bildiğimizi nasıl biliriz?” sorusuna verdikleri cevaptadır. Onlarda dünya, sürekli akış hâlindedir; değişmeyen öz diye bir şey yoktur ya da varsa da insan için erişilebilir değildir. Bu yüzden “bilgi” dediğimiz şey, çoğu zaman güçlü sözlerin, yerinde örneklerin ve diğerleriyle mutabık kalmanın terkibidir. İkna eden, “doğru”ya en yakın sayılır; çünkü ölçüyü dışarıda bir yerde değil, konuşmanın içinde, kitlelerin kabulünde ararlar. Gorgias’ın meşhur meydan okuması: “Hiçbir şey yoktur; olsa da bilinmez; bilinse de anlatılamaz” bu zeminde abartı değil, çizginin sınır denemesidir. Doğruluk, eşyada bir karşılığı olduğu için değil, muhatap üzerinde etkisi olduğu için kıymet kazanır. Bu anlayışın iki sonuç doğurduğunu söyleyebiliriz. 1.si, “episteme” (bilgi) ile “doksa” (zan) arasındaki ayrım erir; kanaât, bilginin yerine geçer. 2.si, kavramların içeriği sabit bir çekirdeğe sahip olmaktan çıkar; adalet, cesaret, ölçülülük gibi isimler, şehirden şehre, ândan âna değişen alışkanlıkların ve güç ilişkilerinin yansımasına dönüşür. Bu, bilginin nesnesini belirsizleştirir: Artık doğrulanacak bir şey yoktur; yalnızca kabul ettirilecek bir şey vardır. Bu anlayışın siyaset alanındaki sonucu açıktır: Kimin sözü kalabalığı döndürüyorsa, o ânda o haklıdır. Sokrates’in itirazının yay kirişi burada gerilir: O ân doğru olan ile hakîkaten doğru olan aynı şey değildir. Sofistlerin etkisini, “physis–nomos” karşıtlığında da okuruz: Tabiatın kendi düzeni bir yana, yasa ve törelerin belirlediği düzen öte yana… Onlar çoğunlukla “nomos”un (medenî-insanî dünyanın) değişkenliğini öne çıkarır. Sokrates ise burada takılır: **Yasa ve töre değişebilir; ama “adalet
Felsefe ve Insan
Marcus Aurelius
'' Hepimiz kendimizi diğer insanlardan daha çok seviyoruz ama onların fikirlerini kendi fikirlerimizden daha çok önemsiyoruz.”
Felsefe ve Insan