Âşık, ey âşık, ey kalbi kavuşamamaktan yorulmuş kişi.Daha seni üzmek istemem. Ben yeterince üzüldüm. Üzülmenin değiştirmediği görecek kadar uzun bir süre hem de. Sonra ondan da yoruldum. Seyircisi oldum kendi hayatımın. Karışmaktan usandım. Karıştıkça karıştırmaktan usandım. Karıştırdıkça uzaklaştın.İnsan acıya bile ülfet peyda ediyor. Ülfet bizim kabuğumuz-zırhımız. Ülfet korunma yöntemimiz. Değiştiremiyorsak sıradanlaştırırız. Denize düşmüşsek yılana alışmak olağandır. Âdîleşirse canımızı o kadar yakmaz belki. Vücûd da bir zaman sonra sancısına alışıyor. Burun kötü kokuları almaz oluyor. Dil yangınını duymaz oluyor. Kulak sağırlığa vuruyor kendini.Derin giderek nasırlaşıyor. Aklın da gafleti var işte. Yetmezse de inkârı. Kalbin de katılaşması. Hatta taştan da katılaşması.Kâfirin kalbinin neden "taştan da katılaştığını" anlatıyor Kur'an biliyor musun? Çünkü kâfir, Allah'ı reddetmesine bedel, o kadar çok acıya muhatap olur ki, buna ancak taşı da utandıran bir kalple dayanabilir.Zaten bellidir, meselâ, Gazze'deki müdhiş katliâmı hissiz izleyen her "gâvur oğlu/kızı gâvurun" kalbi taştan da beterdir. Hissizleşmesi lazım yâni.Bir kusuru daha var kâfirin hem. Evet. Kâfirin gaybı olmaz. Bilmediğine ihtimâl verse kâfir olarak kalmazdı çünkü. Bilmediğine imân edenler bilebileceklerinin sayısını arttırırlar. Gaybına imân etmeyenin öğreneceği kalmamıştır.O yüzden Bakara sûresinin 3. ayeti bizi böyle övüyor işte:"Onlar ki gayba imân ederler..."Eğer "beş duyu organıyla bilinemeyeceğe" imân etmeselerdi "dört boyutlu âlem"in içinden çıkamazlardı. Akılları bu sayede şirkten firar etti. **"Fefirru ilallah!" Hudâ'ya kaçışları-koşuşları böyle başladı. Eğer "maddeden ötesini görmez" bir tek gözlü gibi davransalardı gaybın bilgisi onlara
Rasulallah (s.a.b) şöyle buyurdu; "Akıllı kimse, nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için amel yapandır. Akılsız kimse de, nefsini arzularının peşine takan ve <Allah çok affedicidir> diye Allah'a ümid bağlayandır."
"Sana zarar verecek bir şey ulaştığında, <Ben eğer şöyle yapsaydım, şöyle şöyle olurdu> deme. Fakat <Allah'ın takdiridir. O ne dilediyse öyle yapmıştır> de. Çünkü 'Eğer' lafzı şeytanın işine kapı açar."
Hamd, göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur. Göklerde ve yerde, büyüklük de O'na mahsustur. O güçlü ve hikmet sahibidir.