Sözü niçin güzel sanata getiriyorum, biliyor musun?..
Edebiyat, çok şubeli oluşu ve ilmi de kucaklayan tarafları olması bakımından, kuru fikre ihtiyacı olmayan musiki, resim, heykel gibi öbür sanatlardan farklıdır.
Ama kanatlarının çokluğu ve genişliği, hem saf tefekkür hem de tahassüs yönüyle onu birinci mevkide oturtur ve bütün güzel sanatların başına geçirir.
Şiir, nesir, roman, hikâye, kitabe nevileriyle edebiyat; İslâm’ın kanadı altında koruduğu ve azizleştirdiği bir sindirme, kana geçirme ve büyüleme vasıtasıdır...
> Sindirme ve kana geçirme vasıtası... Neyi?..
Ne var ki, nasıl kana geçirsinler?..
Edebiyat, başta şiir olmak üzere, bir toplumun gelişinin, gidişinin, hayallerinin, çöküşünün, ümitlerinin, hasretlerinin, hastalıklarının, bütün yönlerinin toplayıcı anten rolündeki sanatçıda öncü vasıtasıdır...
Büyük sanatkâr budur;
Toplum hadiselerinde arkadan nal toplayan parsacı mizaç değil!..
O, her türlü toprak seviyeden münezzeh bâtın kahramanlarının ardından, insanoğlunun öncü soyundan olan kahramandır...
Sana düşen payı alabilirsin:
Mücerret mânâsıyla kahramanlar, hazıra konmazlar; hazırlarlar.
Hepçidirler, muvazaacı (yalandan iş görücü) değil...
Cesedi, sağlığında bir dağ yavrusu gibi omuz kabartırken alnının tâ ortasından vurup yere serenlerdir;
Lüpçüler gibi ceset mezara girdikten sonra üzerine üşüşen kurtçuklar gibi hazıra konan değil...
Lüpçülüğün biricik vasfı:
Çilesizlik, bedavacılık, kolayına getiricilik!..