Öyle bir Hacerülesved'dir ki bütün mahlûkatın tacı üzerinde gece parlayan yakuttur. Gören gözlerin bebeği, kâinatın kalbinin siyah lekesi, yaratıkların yüzündeki ben, Hak Teâlâ göğünün küpesi, Allah evinin pazubendi, nurlar yakasının köyü, sırlar dairesinin merkezi, ezeli yapının mühürlü yüzüğü, Cenâb-ı Hakk'ın sağ eli, enbiya-ı kiramın bûsegah, evliya-ı izâmın dudaklarının mihenk taşı, inâyet göğsünün levhası, hidayet kemerinin mücevheridir.
Hacer-ül esved, Allah'ın sağ elidir. Allah sûretine göre yaratmış olduğu insan için de bir sağ el yarattı. Bu nedenle tavafın Allah'ın eliyle insanın sağ eli arasında olmasını emretmiştir. Böylece insan, iki güç ile desteklenir ve bu durumda şeytan insana gelebilecek bir yol bulamaz. Çünkü şeytanın sağa karşı yolu yoktur. O, kulun kalbine vesvese verir ve o sol tarafa meyillidir. Bu durumda tavafta Hakk'ın sağ eli tavaf edeni muhafaza eder. O kendi varlığında da bir sağ ele sahiptir. Öyleyse insan sürekli korunur. Bu dengeden ayrıldığında ise -ki o Irak tarafından Yemen tarafına dönmektir- Allah'a ait olan evin inayeti insanı korur.
Şöyle sorulabilir: 'Allah İblis'in bize sağ taraftan geleceğini bildirmiştir. Buna şöyle karşılık veririz. Burada şeytanın kastettiği sağ, sağ organ değildir, çünkü şeytan organlara vesvese vermez. Ayette geçen sol da sol organlar ya da ön, insanın önü ya da ardı değildir. Şeytanın vesvese verdiği yer, kalptir. Bazen şeytan, sağ veya sol veya arka ya da ön ile ilgili fiillere ve davranışlara zarar veren vesveseleri kalbe aktarır. Biz burada derken, bu özel yönü kastediyoruz.
Şöyle sorulabilir: 'Müşrik de sağ ele sahiptir. Şöyle deriz: Ne gerçekleşiyorsa toplamla gerçekleşiyor, toplam ise ancak mümin adına gerçekleşiyor. İşte 'sağcılardan ise 252 ayetinin anlamı budur. Burada 'sağ', organ değil, biatleşmenin kendisinde gerçekleştiği ele işaret eder.
el-Bezzar, İbn Ömer'den şöyle aktarır: Hz. Peygamber şöyle demiştir: 'Eller yedi yerde kaldırılır. Namazın başlangıç tekbiri, Eve yönelirken, Safa'da, Merve'de, iki duruş yerinde ve Hacer-i esved'in yanında.'
Bütün bu yerlerde elleri kaldırmak, ellerle ilişkilendirilen mülkiyet ve sahiplik iddiasından uzaklaşmak amacı taşır. Bu nedenle kul, boş ve hiçbir şey içermeyen bir halde ellerini kaldırır. Kula göre, bütün mülk Allah'ındır. Bütün bu yerler, istek yerleridir. İstek ve dua ise, zengin ve mal sahibinden meydana gelmez. İstek, ihtiyaçtan kaynaklanır. Öyleyse yoksulun bir niteliği de, istediği şeye sahip olmamaktır. Bir zengin bir şey istediğinde, neyi istediğini araştır! Acaba sahip olduğu bir şeyi mi istemektedir, sahip olmadığı bir şeyi mi? Dikkatini çektiğimiz tarzda bu konuda bir yargıya varabiliriz.
Allah yoksullara ilgi göstermiş, onların zenginlerden bir şey istemesini Allah'tan bir şey istemek yaparak şöyle buyurmuş tur: 'Zekât veriniz. Başka bir ayette ise 'Allah'a iyi borç veriniz, buyurmuştur. Kutsi bir hadiste ise 'acıktım, beni doyurmadın' buyurur. İsteği gerektiren niteliği anladığında, nasıl isteyeceğini, kimden ve ne isteyeceğini, hangi elin vereceğini ve bunun için ne yapacağını öğrenirsin. Ayrıca, istek esnasında içinden ve dışından elleri kaldırmayı ve bunların arasındaki farkı da öğreniriz.
Hz. Peygamber Hacer hakkında şöyle demiştir: 'Allah'a yemin olsun ki, Allah onu kıyamet günü diriltecektir. Kendileriyle gördüğü iki gözü, kendisiyle konuştuğu bir dili olacaktır. Böylece, hak üzere ona temas edenler için tanıklık edecektir.
-Peygamber Aleyhisselam'ın gösterdiği gibi yaşamaya çalışan müminler; Kâbe'ye vardıklarında Hacerul Esved'in karşısına gelirler. Ellerini ona doğru tutarak âdeta "Canım Allah'ım, (c.c.) sana inanıyorum, gönderdiğin kitabın doğruluğunu kabul ediyorum ve ezelde sana verdiğim sözde duruyorum." diyerek sözleşmelerini yenilerler.