Çocukluğumuzun efsanelerinden olan Heidi'yi kısaltılmış metin olarak da olsa tekrar okumak beni mutlu etti. Umarım iyi insanların içindeki Heidiler hiç ama hiç ölmez.
Küçük yaşta anne ve babasını kaybettikten sonra teyzesi tarafından bakılan ve çevresinde aksiliğiyle ün salmış Alp Dede’nin İsviçre Alplerindeki dağ kulübesine götürülen Heidi, artık dedesiyle yaşamak zorundadır. Heidi’nin sevgisi öylesine temiz ve duygu yüklüdür ki Alp Dede’nin aksiliği bile bu sevgi karşısında yumuşar. Heidi, çoban arkadaşı Peter ile dağda keçilerin peşinde koşmakta, neşeli günler geçirmektedir. Heidi’nin okula gitme zamanı geldiğinde işler bir parça karışsa da bu küçük kızın yüreğini dolduran o muazzam sevgi her şeyin yoluna girmesini sağlayacaktır.
İsviçreli yazar Johanna SPYRI’yi (1827-1901) dünyaca ünlü bir yazar yapan Heidi’nin ilk yayımlanmasının üzerinden 133 yıl geçmiş olsa da Heidi her yaştan insanın sevgiyle andığı bir karakter olmaya devam ediyor.
Uyumadan önce Heidi kitabın sayfalarını karıştırdı. O günden sonra en büyük zevki kitabını okumak oldu. Kitabı hiç elinden düşürmüyor, Bu hikâyeleri tekrar tekrar okuyup resimlere bakıyordu. Kitapta en çok sevdiği resim, çayırda babasının sürülerini otlatan mutlu çobanın resmiydi.