Paslı, minik teneke kutudan taşan boya dikkatini çekti. Bulduğu paslı çivi yardımıyla açtığı teneke kutunun içine daldırdı sevinçle bir çocuk gibi parmaklarını. Odanın kirden ve nemden kararmış duvarına teker teker dokundurduğu parmaklarındaki kan kırmızısı boyalarla çiçekler çizdi...
"Tüm aynı cins çiçekler aynıydı yeryüzünde, tüm aynı cins hayvanlar aynı sesi çıkarıyordu; kedi eşek sesiyle anırsaydı mesela, arı kükreseydi aslan gibi, küçük kuşlar mee'leseydi, köpekler hiç olmadığı kadar 'gaak'lasaydı, inekler 'cik cik' diyerek otlasaydı, aslanlar horoz gibi haykırsaydı, salyangozlar miyavlasaydı...Belki o zaman bizim gibi insanlar da gerçek insan olur muydu?" diye geçirirken içinden; köyün çocuklarının fırlattığı taşlardan biri alnına gelince sarsılıp yere düştü köhne duvarın dibine... Alnından sızan kırmızılık karıştı parmak uçlarına ve sonra duvardaki az evvel çizdiği çiçeklere... Kanıyla parmak uçlarından çiçeklere karıştı kalbindeki sevgi, adı "mahallenin delisi"ne çıkmış otuz yaşını aşmış bu garibin... Hava kararmadan kalkıp, çocukların çekiştirme, küfür ve tükürükleri arasında âmâ nenesinin yanına koştu. "Nene" dedi. "Ben boya olmak istiyorum kıpkırmızı." ...Bişnev...