Birkaç yıl önce okuduğum Biz Adam Olmayız, Aziz Nesin denince akla gelen o keskin mizahın aslında ne kadar derin bir toplumsal eleştiri taşıdığını bir kez daha gösterdi bana. Kitap, farklı dönemlerde yazılmış yirmi beş öykünün bir araya gelmesiyle oluşuyor ve her biri, ülkemiz insanına, yaşayışımıza ve alışkanlıklarımıza ince ama etkili göndermeler içeriyor. İlk bakışta güldüren ama biraz durup düşündüğünüzde insanın içini burkan bir gerçeklikle karşı karşıya kalıyorsunuz; tam da Aziz Nesin’in ustalığı burada ortaya çıkıyor. Özellikle “Milletin Parasına Yazık” öyküsünde rant uğruna sürekli değişen projeler üzerinden yapılan eleştiriler, bugün bile güncelliğini koruyan bir gerçekliği yüzümüze vuruyor. “Bütün Şık Erkekler Bizden Giyinir” öyküsünde esnafın müşteriyle kurduğu o kurnaz ilişkiyi, “Harika Çocuk”ta ise her ailenin kendi çocuğunu abartılı bir şekilde yüceltme hâlini o kadar tanıdık bir dille anlatıyor ki, ister istemez çevrenizdeki insanları hatırlıyorsunuz. “İt Kuyruğu”, “Sınır Üstündeki Ev” ve “Kördöğüşü” gibi öykülerde ise bürokrasinin hantallığı, sistemin çarpıklığı ve siyasetin halk üzerindeki yansımaları ironinin gücüyle aktarılıyor. Kitabı okurken sık sık şu hissi yaşadım: gülüyoruz ama aslında kendimize gülüyoruz. Aziz Nesin’in dili sade, akıcı ve doğrudan; fakat bu sadeliğin altında çok güçlü bir gözlem ve birikim yatıyor. Her öykü, kısa olmasına rağmen uzun uzun düşündüren bir etki bırakıyor. Bu kitap bana göre sadece bir mizah kitabı değil, aynı zamanda toplumun aynaya bakmasını sağlayan bir yüzleşme metni; güldürürken rahatsız eden, rahatsız ederken düşündüren ve en önemlisi de hâlâ güncelliğini koruyan nadir eserlerden biri.
Anthony Burgess, bu kitapta Mozart’ın eşsiz dehasını kutsarken bir yandan da sanattan anlamayan sığ kalabalıkların yarattığı o gürültülü kirliliği keskin bir ironiyle yüzüme çarpıyor diye ifade edebilirim. Okurken kendimi ciddi ciddi bir yandan 18. yüzyılın büyülü besteleri arasında kaybolurken, diğer yandan insanlığın değişmeyen yozlaşmış doğasıyla amansız bir hesaplaşma içinde buluyorum.
Bazıları çok komikti; bazıları açıklamacı ve haliyle belki faydalıydı; bazılarıysa hiciv/ taşlama türünde ama, çoğu dümdüz, sıkıcı ve müzik anlamında özgünlükten uzaktı