İslam-Tarih

2 üye
Takip
İslam'a Davet
Sulu Kağan'a elçi göndererek onu İslam'a davet etti. Sulu Kağan bu teklifi, halkını zora sokacağı gerekçesiyle reddetti. El-Câhiz'in Hilafet Ordusu'nun Menkibeleri ve Türklerin Faziletleri adlı eserinde bu görüşme şöyle anlatılır: Horasan Valisi Cüneyd ile Türk Hükümdarı Hakan karşılaştılar. Hakan'ın ordusu o kadar kuvvetliydi ki, Cüneyd korktu. Hakan durumu görünce Cüneyd'e haber gönderip: "Korkma, ben sana bir fenalık yapmak istemem. Kuvvetlerinin eksik tarafını önceden gördüm. Eğer sana galip gelmek ve kötülük yapmak isteseydim, fırsat vermeden kuvvetlerini tozla duman ederdim. Senin akıllı ve dinini bilen bir kimse olduğunu duydum. Dininizi tanıyabilmek için bazı şeyler sormak istiyorum. Sakın benden kuşkulanma endişeye düşme. Benim gibi bir adama gadr etmek yakışmaz." dedi. Bunun üzerine Cüneyd geldi. Hakan ile görüştüler. Cüneyd: İstediğini sor? Beğendiğim bir cevap bulursam veririm. Aksi hâlde bunu benden daha iyi anlayana havale ederim. Hakan: Zina eden bir kimse hakkında hükmünüz nedir? Cüneyd: Evli olmayana yüz sopa atarız. Ayrıca onu kalabalığın içinde teşhir ederiz. Evli olanı öldürünceye kadar taşlarız. Hakan: İyi güzel. Namuslu olan bir insana zina iftirası atana ne yaparsınız? Cüneyd: Seksen sopa atarız, bir daha şahitliğini kabul etmeyiz. Hakan: İyi güzel. Hırsız hakkındaki hükmünüz nedir? Cüneyd: Eve zorla girip hırsızlık yapanın elini keseriz. Yol kesip adam öldüreni, yakalayıp çarmıha gereriz. Hakan: İyi ve güzel. Gaspeden ve başkalarının malını yağmalayan kimseye hükmünüz nedir? Cüneyd: Hırsızlık dışında kol kesmeyiz. Hakan: İyi ve güzel. İnsan öldüren, kulak ve burun kesen kimse hakkında hükmünüz nedir? Cüneyd: Bu husustaki hükmümüz cana can, göze göz, buruna burun... yani kısastır. Hakan: İyi ve güzel. Yalancı, dedikoducu, saygısız
Sayfa 75 - Yeditepe Yayınevi·Kitabı okudu
İslam-Tarih
Türk Milletinin Adı Yok Olmasın Diye
"Kağanlı millet idim; kağanım hani? İlli millet idim, ilim hani?"
Sayfa 57 - Yeditepe Yayınevi·Kitabı okudu
İslam-Tarih
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Göktürklerin Matemi
Göktürk kağanı Bilge ve kardeşi Kültigin, Türk bovlarını sabırla bir araya toplamışlar, sayısı neredeyse dört yüz bini bulan bir ordu meydana getirmişlerdi. Ülkenin refaha ulaşması "içte aşsız, dışta donsuz" milleti, dizliye diz çöktürüp başlıya baş eğdirdiği günlere kavuşturmuştu. Bu göz kamaştırıcı güç, etrafta dolaşan Budist rahiplerin de iştahını arttırmıştı. Onlar, Göktürklerin kapısını çalmışlar hatta Bilge Kağan'ı neredeyse ikna bile etmişlerdi. Ancak onun veziri Tonyukuk, ağırkanlı ve hükmetme duygusu zaafa uğramış bir Budist olmayı, şehirler kurup yerleşmeyi Türklerin tabiatına aykırı görerek karşı çıkmıştı; bu sayede Budizm kök ataları teğet geçmişti (724). Ne var ki, Bilge'nin çok sevdiği kardeşi Kültigin'in vefatı kara günlerin habercisi oldu. Onun kitabelerde geçen "Kardeşim Kültigin vefat etti. Derin düşüncelere daldım. Görür gözüm görmez, bilir aklım bilmez oldu. Zamanı Tanrı yaşar, insanoğlu hep ölümlü yaratılmış. Düşüncelere daldım. Gözden yaş gelse engel olarak, gönülden ağlamak gelse geri çevirerek düşüncelere daldım. İki şad ve kardeşlerimin, oğullarımın, beylerimin ve milletimin gözü kaşı kötü olacak diye düşünceye daldım." şeklindeki ifadeleri yüksek bir ileri görüşlülüğün ifadesiydi aslında. Çünkü iki kardeşin tarihte eşine ender rastlanır biçimde dayanışma içinde yönettikleri büyük imparatorluğun üzerinde kara bulutlar dolaşmaya başlamıştı bile.
Sayfa 73 - Yeditepe Yayınevi·Kitabı okudu
İslam-Tarih
İsnad sistemi, İslâmî ilimler içinde hadis ilminde ziyadesiyle önemli bir yer tutar.
Sayfa 39 - Ankara Okulu Yayınları·Kitabı okudu
İslam-Tarih
İli ve Töreyi Tutmak
Türk kağanı, her ne kadar Tanrı tarafından tayin edilmekteyse de o, tanrının yeryüzündeki temsilcisi veya gölgesi değildi. Esasında kağanın, Zerdüşt inancında olduğu gibi, yeryüzünün işlerini düzene koymak gibi bir vazifesi bulunmuyordu. O doğrudan Türk milletini yönetmesi için kağan olarak tayin edilmiş ve Türklerin işlerini düzene koyması için vazifelendirilmişti. Yönetme gücü Tanrı'dan geliyordu ama ülke Tanrı adına yönetilmiyordu. Bu yüzden toplumsal ilişkileri, umumi ve özel hukuku, tarihin derinliklerinden gelen yüksek tecrübeye dayalı töreler belirliyordu. İli ve töreyi tutmak, devleti kurup kanunları uygulanabilir kılmak anlamına geliyordu.
Sayfa 57 - Yeditepe Yayınevi·Kitabı okudu
İslam-Tarih
İslam Fetihleri Başlıyor
Hz. Ömer, hilafete geçtiği sıralarda İslam ordularının bir bölümü ise Irak'ta Sasanî orduları ile karşı karşıya gelmişti. İran'ın fethi, Arap-İslam dünyası için Kafkaslar ve hatta Mısır'dan bile önemli görünüyordu. Çünkü, Sasanî İmparatorluğu hakkındaki bilgileri daha fazlaydı ve zaman zaman onların hâkimiyetinde de kalmışlardı. Hz. Ebubekir'in yolladığı orduları pek güçlü görünmüyorlardı. Bu yüzden Hz. Ömer, İbn-i Müsenna'nın emrine bırakılmış olan orduları derhal takviye etme yoluna gitti. Bununla birlikte Sasanîlerin de eski ihtişamlı günlerinde olmadığı da ortadaydı. 627'de Bizans'a karşı alınan Ninova yenilgisi; devleti derinden sarsmış, Araplardaki Sasanîlerin yenilmez oldukları inancının kırılmasına sebep olmuştu. Kisra II. Hüsrev'in öldürülmesinden sonra yaşanan fetret döneminde ise neredeyse on beş yıl boyunca Sasanî tahtı sürekli el değiştirmişti. Bütün bu karmaşa arasında İslam orduları Halid b. Velid kumandasında peş peşe zaferler kazanmışlardı. Bütün bunlara rağmen Sasanîlerin direnişi devam ediyordu. Hz. Ebubekir'in öldüğü yıl Sasanî orduları, Fırat Irmağı kenarında cereyan eden Köprü Savaşı'nda Müslümanları ağır bir yenilgiye uğrattılar. Ama bu başarı devletin toparlanmasına imkân vermesi için yeterli değildi. Hz. Ömer, bu defa daha kalabalık bir orduyu İran üzerine yolladı. 636'da Kadisiye'de meydana gelen savaşta son Sasanî Kisrası III. Yezdigerd, ağır bir yenilgiye uğradı. Onun İran'ın derinliklerine doğru çekilip direniş umudunu beslemesi hiçbir işe yaramadı. 642'de Nihavend Savaşı'nda -Hemedan şehrinin güneyindeki dağlık bölge- yine yenildi. Müslümanların "fetihlerin fethi" dediği bu zafer gerçekten de Yezdigerd için İran'a veda sayılabilirdi. Müslümanların dediği gibi yeni fetihlerin yolunu açılmıştı artık. Sasanî Devleti tarihe karıştı.
Sayfa 35 - Yeditepe Yayınevi·Kitabı okudu
İslam-Tarih