Bu romanı sokakta, okulda, işyerinde, evde şiddete ve tacize ve ayrımcılığa maruz kalan; haklarında bol bol atılıp tutulan ama aslında eşitlikleri bile sorgulanan; ne yazık ki bir türlü "kız kardeşlik" ekseninde buluşamayan; Türkiye'nin dirençli, cesur, sevgi dolu, her kesimden kadınlarına ithaf ediyorum...
.. Elif Şafak
Stepford Kadınları "Bobie,sen artık eski Bobbie değilsin! Anlamıyor musun bunu? Sen de ötekiler gibi oldun!"
Kitabın konusu kısaca şu Stepford Kasabası'nda kadınlar bir robot gibi sürekli ev işi yapıyor. Asla dışarıya çıkmıyor ve hobileri yok. Hayatları kocalarının cinsel arzuları,çocukları,ev işleri ve bakımlı olmaktan ibaret. Ana karakter Johanna Eberhart Walter ile evli ve iki çocuğu olan bir kadın. Sıradan bir anne değil çünkü kadın haklarına duyarlı bir birey. Stepford'a taşınan Johanna ve Walter bu arkeik kasabayı değiştireceklerini söylüyor ardından neler yaşadıklarını okuyoruz.
Spoiler!!!
Walter en başından bütün olayı biliyordu bence. Bilerek Stepford Kasabası'nı seçti. Kitabın içerisinde yer yer umursamaz davranışları ve olaylara şaşırmayışı ile bize bu düşünceyi benimsetmeli. Johanna'nın dediklerine karşı en ufak onay cümlesi bulunmuyor. Hani sen bu kasabayı değiştirecektin? Tek istediği Johanna'nın kendi hakkını savunmayı unutmasını sağlayabilmekti. Keşke daha ilk başından terk edebilseydin Johanna. Ike Mazzard'ın kadınları sürekli belirli bir olağanüstü güzellik standartında çizmesi de günlük yaşantımızda bulunan bir unsur. Özellikle medyada bu çok fazla bulunuyor. Okudukça sinirlerim tavan yaptı. Özellikle Ed... Hayvan mısın sen? Cinsel arzularına eşini oyuncak yapamazsın! Hayvanlar bile bu kadar ilkel dürtü ile hareket etmiyor. Kasabaya neden geldiğin belli.
Walter'lara karşı dikkatli olun !!
Bu kasaba fikri ve erkekler kulübü faaliyeti beni aşırı korkuttu. -Aslında "sıradan" kabul edilen hayatlarda hüküm süren davranışlarla doluydu.- Hobileriniz yok yahu! Lütfen buradaki gibi davranan gerçek hayattaki değişme potansiyeli taşıyan hanımlara yardım edelim. Ne oluyorsa mantıklı düşünebilen kadınlara oluyor. Eminim bu kasabaya taşınıp ardından
buradaki
"Ah, Şule! Mucip'e "Sen cahilsin!" diyerek aldığım intikamdan ne kadar hoşnut oldumsa, akrabama karşı böyle adam olup meydana çıktığımı ve onların benden esirgedikleri ekmeğe muhtaç kalmayarak kendi ekmeğimi kendim kazandığımı göstermekten o kadar zevk alıyor ve övünüyorum."
Kıymeti kendinden menkul, itibarının mevcudiyeti sabit bir konu, muayyen periyotlarda hatırlanmak ve önemine dikkat dair deklare edilmek ihtiyacına niçin mâruz bırakılır?.. Tekrarın, hatırlamanın, vefanın payını teslim edip, başka açıdan düşünür isek; değeri zikredilmeye ihtiyaç duyulan mevzu, muhtemelen dejenere olmuş, ihmale uğramış ya da kanıksanmış bir durumdadır.. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü; kadın cinayetlerine, istismarına inat, bahsettiğim çerçevede kutlu olsun...