Biz okurlar ,sadece eğlence amaçlı bile olsa ,arkadaşlarımızın kütüphanesini gözleriz.
Bazen sahip olmadığımız ama okumak istediğimiz bir kitabı bulmak için yaparız bunu , bazense karşımızdaki hayvanın ne ile beslendiğini öğrenmek için .
Kitabı birkaç saatte bitirdim. Koleksiyonerlerin gizli dünyasını gördüm. Topladıkları eserlerle aralarında, çılgınlığa yakın bir ilişki kuruyorlar. Anlatılan her koleksiyoncu acayip bir şey yapmış. Bu yüzden anlatıcı onlara benzememek için kağıt evden aldığı 20 bin dolarlık kitabı mezarlığa bırakıyor. Araştırması için hediye edilen eserlerin iyilerini evine götürmemeye özen gösteriyor.
Bir kitaba sahip olmak, onun bilgisinden-fikrinden hep faydalanmayı istemek masum bir dilek. Ama iş orada kalmıyor. Her gün saatlerce kitaplara vakit ayırmak, para ayırmak, ev ayırmak; arkadaş kaybetmek, iş kaybetmek, eş kaybetmek... Bunlar artık fazla. Bir sınırı olmalı bunun da. İmkanlar ölçüsünde zevk ile yapılabilir belki, ama Arjantinli o okuyucular çizgiyi geçmişler. Kitapları tasnif etmek konusunda tartışmaları hepsinin de çatlak olduklarını düşündürdü bana. Eşyaya değer vermek istemem. Paylaşılamayan servet, bölüşülemeyen ekmek, hep beraber oynanamayan oyuncak bencilliktir.