Bir varmış; biri yokmuş diye başlar masal…. Evvel zaman içinde
Kalbur saman içinde
Develer tellal iken
Pireler berber iken
Ben dedemin beşiğini tıngır mıngır sallarken… Bağda üzüm bekler,
derede odun yükler iken,
bir varmış bir yokmuş…
Masalın yalanı mı olurmuş.
O yalan bu yalan,
fili yuttu bir yılan…
Bu da mı yalan?
derken;
çıkmış bir kocakarı ortaya…
En sonunda açmış ağzını
yummuş gözünü.
Bir laf etmiş,
bir laf etmiş…
Bakalım ne laflar etmiş… Harada hurada, eşeği yedirdik kurda,
Altmış tarla buğday.
Yedim karnım doymadı.
Denizi çorba ettim.
Gemiyi kepçe ettim,
Yedim, içtim, yüzüm gülmedi.
Yediler yemiş, parayla biter her iş…
Akdeniz’in martısı,
Karadeniz’in haritası,
Evimizin önünde bir ağaç vardı,
Kırk kişi tuttum yondurdum.
Kırk kişi tuttum oydurdum,
Kırk kazan keşkekle kırk kazan yoğurdu içine doldurdum