Sabahtan beri gezmediğim yer kalmadı. Hep soruyorum: “Ordumuz düşmanı kovalıyor mu?” Karşılık yok: “Yok” demek, “kovalamıyor” demektir. Şu halde başarı tam değil... Yalnız bir soluklanmaya, toparlanmaya yetecek kadar vakit kazandık. Bu da dehşetli bir şeydir.
Anlattıkları doğru ise bir kere, Çerkez Ethem’in isyanı zannettileri gibi bir düşman propagandası değil, hakikat. Ethem Bey önceleri cephe kumandanlarıyla geçinememiş, sonra Refet Bey’i bahane ederek Ankara’yı basmaya kalkmış. Cephenin sol kanadını tutan düşmanı gerekirse yarmaya, gerekirse çevirmeye gücü yeter iyi silahlanmış önemli birlikleri ya idare yoluna giderek yarı başkaldırmış halde muhafaza etmek, ya da bu kangreni büyük bir cesaretle kesip atmak lazım geliyor. Mustafa Kemal Paşa, az bulunur şeflerden birisi olduğunu ispat ederek, hiç duraklamamış, kötülüğü daha büyümeden tepelemeyi kararlaştırmış. 29 Aralık’ta Ethem kuvvetlerine saldırılması emri vermiş. 5 Ocak’ta, Ethem, Yunanlılara sığınmak zorunda bırakılmış. Bu fırsattan yararlanmak isteyen düşman 6 Ocak’ta saldırıya kalkmış.
Yahut da, bizim millet acıya alışmış. Biz hepimiz bahtsızlığa o kadar alışmışız ki, sevinç anormal geliyor. Bilmez misiniz, bizde yüksek sesle gülmek ayıpların başında sayılır. Hele çocuklar için... Sonra hocalar bize cennetin sevinçleri yerine durmadan cehennemin işkencelerini belki de bu sebeple anlatırlar...