Tanzimat'tan sonraki devrin en büyük ideologu Namık Kemal'de de aynı kapalı âlem telâkkisi devam ediyordu. Evrakı Perişan'da, Celaleddin'de, Cezmi'de bize verdiği numuneler Garp örneğinde İslam kahramanları idi. Bu hayatın kendi nevi içinde bir kemâl olduğu muhakkaktı. Fakat her ne olursa olsun bütün bu teşebbüsler iki büyük buhrana sebep oluyordu:
1- Birbirine asla benzemeyen iki dünya görüşünü boş yere mezcetmeye çalışıyordu. 2- Osmanlı medeniyetinin kemâli, medeniyetin umumi cereyanında tam bir şey ifade etmiyordu: bu kendi nevinde kemâl fikri Tanzimatçıları feci bir şekilde yanıltıyordu ve Garp'a hakiki manasıyla nüfuzu imkânsız bırakıyordu.
Bu yüzden değil mi ki Ali Süavi'de Garpçılık, Türkçülük ve İslamcılık birbiriyle kaynaşamayan sathî fikirler halinde kaldı.
Garpçılar dünya içinde oynamış olduğumuz rolle, asıl kıymetimizle bizi anlayamıyordu. Çünkü Garp'tan gelen muhtevasız şekil ve çelimsiz fikir bize kendimizi bulmak için kâfi ışık veremiyordu. O zaman bir tenakuza düşüyorduk: bir taraftan boş kalıp halindeki çelimsiz fikirlerin kozmopolit havasıyla kendimizi inkâra kadar gidiyorduk. Öte taraftan hakiki manasıyla insaniye (humain) ulaşmayı tamamıyla meneden bir autiste görüşün içine kapanmış bulunuyorduk. Bundan dolayı Tanzimat mütefekkirinde anlaşılmamış olmanın bütün buhranı ve sukut-ı hayali görülüyor: "Biz memlekete yeni ve büyük fikirler getirdik. Fakat muhit onu anlayacak seviyede değildir. Akıl, halkın ve kitlenin elinde harap oluyor."
Bedbaht ona derler ki elinde cühelânın
Kahrolmak için kesb-i kemal ü hüner eyler
Sayfa 26 - I - KÜLTÜR VE MEDENİYET, Tanzimata Karşı, İş Bankası Kültür Yayınları