Teslimiyet ve emniyet denince akla gelen isim yine Ebû Ubeyde bin Cerrah'tır (ra).
Kendisi on bin askerle Mekke'nin fethi sırasında, dört farklı kapıdan girecek olan komutanlardan birisidir. Tebük'te o vardır, Mute'de o vardır. Veda Haccı'nda yine o vardır. Efendimiz (sav) neredeyse Ebû Ubeyde (ra) de Efendimiz'in (sav) gölgesi hükmünde her zaman O'nun (sav) yanındadır.
Bizlere bugün hayatınızın son günü denilse tövbeler, namazlar, zikirlerle hayatımız değişir ama Tabiinden zatlar (sahâbeleri görenler) sahâbeler hakkında şöyle bahsederlermiş: Onlara: "Bugün hayatınızın son günü!" denilse inanın onların hayatlarında hiçbir şey değişmez. Çünkü her gün ölüme yakın olmanın, Allah'a kavuşacak olmanın şuuruyla yaşıyorlar.
Hz. Abdurrahmân(ra) evine her girişinde Âyete'l-Kürsî'yi okur, sık sık da: "Allah'ım, beni nefsimin tamahkârlığından koru!" diye dua edermiş. "Bundan başka, Allah'tan isteyeceğin bir şey yok mudur?" diyenlere ise şu cevabı verirmiş: "Şayet nefsimin tamahkârlığından korunursam ne hırsızlık eder ne zina yapar ne de herhangi bir günah işlerim."
Hz. Ali(ra) gibi birisine bile: "Sen kâfir oldun, iman et!" diyenler olmuşken sizin de eğer yolunuz haksa, sizi anlamayıp hakkınızda yanlış hüküm verenlere şaşırmayın.
Hz. Ömer (ra), Kudüs'e vardığında kadim dostu Ebû Ubeyde ibni Cerrah'ı (ra) görür ve bu iki dost dakikalarca birbirlerinin ellerini öpmeye çalışırlar. Aralarında böyle sevgi dolu bir muhabbet vardır. Hz. Ömer(ra), Ebû Ubeyde bin Cerrah'a (ra): "Kardeşim seni çok özledim. Cihat olmasaydı seni hep yanımda görmek isterdim." der. Ebû Ubeyde(ra) ise ona: "Biz buraya buluşmaya gelmedik Ömer (ra)! Biz seninle cennette buluşacağız. Burası, İslâm'ın sancağını ötelere götürme yeridir, dava meydanıdır. Kavuşmalar ahirete, kavuşmalar ayrılığın olmadığı diyarlaradır." diye karşılık verir.
Ebû Ubeyde(ra), son anında Müslümanlara şu tavsiyelerde bulunmuştur: "Size vasiyetim öncelikle daima hayırlı işlere koşmanızdır. Namazınızı kılın, zekâtınızı verin, Ramazan orucunuzu tutun, sadaka vermeyi ihmal etmeyin, hac ve umre yapmaya çalışın. Birbirinize iyilikleri tavsiye edin, gerektiğinde yöneticilerinizi uyarın, ancak onların gözlerini boyayıp aldatmaya kalkışmayın. Dünya nimetlerine kapılarak sonunda öleceğinizi unutmayın. Şunu iyi bilin ki bin yıl yaşasanız bile sonunda şu anda benim geldiğim gibi siz de ölümün eşiğine geleceksiniz. Selametle kalın."
(İbn-i Asakir, Tarih, 25, 486-487.)