Allah selamet versin. Bence Cübbeli Ahmet Mahmut Ünlü Hoca bu konuda en isabetli tesbiti yapmıştı. Demişti ki: Bizim Mustafa Öztürk'ün "fikir özgürlüğü" ile bir işimiz yok. Yâ? İşgal ettiği makamın kaldıramayacağı şeyleri konuşmasından rahatsızlığımız var. Yoksa gidip ateist üniversitesinde istediğini anlatabilir. Orada kimse de ona karışmaz.Öyle yâ: Bu dinin kâfirleri, vahy-i mübareğin insanlığa ilk teşrif ettiği günlerden beri, "insan sözü" olduğunu yönünde yalan beyân ediyorlar. Müslümanlar da onlara gerekli cevapları veriyorlar. Hattâ Kur'ân-ı Hakîm bizzat kendisi cevap veriyor. "İddianızda samimiyseniz benzerimi getirin!" diyor.Yâni, bu açıdan bakılacak olursa, biz Kur'ân hakkındaki bu tarz iftiralara/iddialara yabancı değiliz. Bunları göğüsleyemeyecek de değiliz. Fakat M. Öztürk vak'âsında yeni bir şey var. Nedir? Kurdun gövdeye girmesidir. Esas endişemiz budur.
Bediüzzaman Hazretleri Mektubat'ta diyor ki:
"Nev-i insanın yüzde sekseni ehl-i tahkik değildir ki hakikate nüfûz etsin ve hakikati hakikat tanıyıp kabul etsin. Belki, sûrete, hüsn-ü zanna binaen, makbul ve mutemed insanlardan işittikleri mesâili takliden kabul ederler. Hattâ kuvvetli bir hakikati zaif bir adamın elinde zaif görür ve kıymetsiz bir meseleyi kıymettar bir adamın elinde görse kıymettar telâkki eder."
__Herhalde derdimizi üzerinden anlatabileceğimiz en veciz metinlerden birisi de budur arkadaşlar. Nasıl? Açalım: Yâni biz bu hususta M. Öztürk'ün dillendirdiği herzelerden korkmuyoruz. Ya? M. Öztürk'ün bu martavalları işgal ettiği makamdan okumasından korkuyoruz. Çünkü, yarı aydınların sanrılarının aksine, bu ülkenin Mü'min halkının İlâhîyât fakültelerine "atari salonu" gözüyle bakmadığını biliyoruz. Ne gözle bakıyorlar peki? Dinin öğrenileceği yer olarak bakıyorlar. Çoluğuna-çocuğuna 14