Öyle ya, eğer İmparator aman dileyip barış isterse, Türk töresi gereği kılıçlar kınlarına girecekti. Zira aman dileyene kılıç çekmemek, Türk boylarının en kadim töre kurallarından biriydi.
“Kadınlara ahırda, erkeklere bahçede düğün yeri kuruldu. Kadınlara ayrı, erkeklere ayrı çalgıcılar tutuldu. Dizgeme’den Akçalı’ya semah geldi. Akçalı’dan Dizgeme’ye kaliniçi gitti. Dizgeme’de gelin ağlatıldı. Akçalı’da damat oynatıldı… Akçalı’da damadı, Dizgeme’de gelini sakladılar. Bahşiş çağırılmadan gelini de damadı da çıkarmadılar.”
Merhabalar uzun aradan sonra Kırmızı Pazartesi ile incelemeye geri dönüyorum.Gabriel Garcia Marquez, Latin Amerika edebiyatının en bilinen kalemlerinden biridir. Latin Amerika edebiyatına giriş yapmak için almıştım kitap beklentimi karşıladı. Aldığı Nobel Edebiyat ödülünü hakketiğini düşünüyorum. Kitap konu bakımından sürükleyici yaşanmış bir olay olması bunu etkiliyor fakat yazarın anlatım düzeyi alt seviyede bir noktada sıkıldım, akıcı bir dil ile yazılmamış. Kitabın sonucu en başından belli fakat neden böyle sonuçlandığı merak konusu. Halkın cinayeti bilip susması ve cinayetten sonra otopsiye bu kadar meraklı olması da ayrı bir eleştiri noktası. En üzüldüğüm nokta da Santiago Nasar'ın annesinin cinayet günü katillerin kapıyı yumurukladığını sanıp oğlunun üstüne kapıyı kapatmasıydı sonrasında yaşadığı pişmanlık anlatılmalıydı.
Serinin bu kitabını ilk kitabına göre daha çok sevdim. Kadın karakter yaşadığı şeyler karşısında daha güçlü durmaya çalıştı. Bu kitapta erkek karaktere daha çok ısındım. Olay işleyişi daha iyiydi. İlk kitabında dedğim gibi töre seviyorsanız okumnızı öneririm.