| leylâ ile mecnûn da ben oldum,
rahman'a şeyda da ben oldum;
leylâ yüzünü görmeye mecnun ne ise,
mevlâ yüzünü görmeye ben o oldum. |
yaşı yirmilerdedir ve o zamanlarda bildiği tek ev dört duvar bir çatıdan ibarettir. yattıkları yatağın üzerinde elif -yunus'un gördüğü en parlak yıldızdır ki ona sitare demiştir. omzunda heybesine ve en derinine, ruhuna nakış nakış işlemiştir- onu bırakan babasının kaderini yaşayacağını bilmeden oğulları ibrahim ve ismail ile birliktedir.
beklenmedik bir anda gelmeyi âdet edinen zamanın işgalcilerinin uğradığı -kitapta onlara çekikgöz denilmiştir- ve giderken ardında bıraktığı ateş onların da yuvasından, yurdundan içeri girmiştir. oracıkta vefat eden onca insan ve ibrahimden sonra geriye kalanların sorumluluğunu yunus üstlenmiş, ellerinde maddi bir şey kalmayınca mana ile doymaya çalışan kişilerin öncüsü olarak bir avuç buğdayın peşine düşmüştür. çuvala doldurduğu birkaç parça yiyeceği sırtına yükleyip tebessüm sultan dediği hacı bektaş velinin yanına suluca karaböyük'e gitmiş, ve niyetini söylediği vakit hacı bektaş veli ona buğday yerine nefes vermeyi teklif etmiştir. fakat yunus buğdayda ısrar edince kendisine dilediği kadar buğdayı verip, teklif etmiş olduğu nefes'i yunusa veremeden geri yurduna göndermiştir. elinde olan buğdaylarla bir başına yurda varmış, lâkin geride bıraktığı sitaresinin ve daha birçok insanın nefesi üzerine anlaşma yaptığını çok geç anlamış olan yunus, geri dönerek hacı bektaş veli'nin huzuruna koşmuş ve manevi nasip istemiştir.
durum hacı bektaş veli'ye bildirilince o, "bundan sonra olmaz. biz o kilidin anahtarını tapduk emre'ye verdik. varsın nasibini ondan alsın" cevabını almış, yollara düşmüş ve tapduk emre'nin yanına varıp da olanları söylemiştir. tapduk emre hâlinin kendisine manen