İnsanlığın temel varoluşsal sorunları var. İnsanlığın bu varoluşsal sorunu; pornografi çağından, sadece hızın, hazzın, ayartının kutsanmasından, hız-haz-ayartı üzerinden insanlık medya yoluyla yön verilmesinden ötürü yaşanıyor. İnsan temel varoluşsal soruları sorma imkânını kaybediyor, yerini kaybediyor, ontolojik evsizlik yaşıyor. Aynı zamanda düşünme yeteneklerini de kaybediyor ve bir kez daha düşüyor... Belki kalkamamacasına, böyle giderse... O yüzden İslâm’ın, insani düştüğü yerden tutup kaldıracak, halife olduğunu hatırlatacak halife ama önce kul olduğunu, kulluğun en yüce makam olduğunu, Hz. Peygamber'in önce kul sonra peygamber olduğunu hatırlatarak azmanlaşmasına imkân tanımayacak, adaletin, merhametin ve sulhün hâkim olacağı uzun soluklu hakikat medeniyeti yolculuğuna ihtiyacı var... hem de ekmek kadar, su kadar... Ekmekten de sudan da daha şiddetle ve aciliyetle. Hakikate susamış insanin susuzluğunu giderecek manevi dirilişi ve yükselişidir ancak. O yüzden diyorum ya, dünya bize gebe, biz hakikate..