#kahvelikitaplaaryorumluyor
#şafakvurgunu sen bana ne yaptın böyle? Aldı yerden yere vurdu resmen! Bazı şeyleri tahmin ediyordum. Aklımda bir kaç kişi bile vardı ama insanın canından kanından olduğu birinin ihaneti
Işıl Atabey, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Atilla Atabey'in kızı ve hal böyle olunca, el bebek gül bebek büyümüş herkesten korunmuş. Abisi, Oğuz Atabey'in ölümünden sonra da güvenlik konusu daha bir sıkılaştırılmış. İsminde bir harf değişikliği yapılarak yurt dışında kendisine resim atölyesi açmış. Işıl, orada sergi günü uğradığı saldırı yüzünden babasının zoruyla Türkiye'ye geri dönmek zorunda kalır. Saldırı esnasında aldığı yaradan ötürü ne yazık ki eli konusunda da sorun yaşar. Yaşayacakları daha bunun teminatı gibi üstüne birde zoraki evlilik durumu çıkarılır. Hemde yıkım lakabıyla tanınan Ecevit Demirhan ile.
Ecevit, resmen duvar gibi bir adam ama inanın bana mükemmel bir karakterdi.
Tam olarak ne istediğini bilen ama söz konusu Işıl olunca asla o kurallara uymayan biri falan
Ecevit, tam olarak görev esnasında ona yeni bir görev gelmesiyle hem düşman askerlerine ifşa olur hemde yeni görevinin onun başına büyük bir dert olacağını anlar.
Ecevit ve Işıl, evliliği her ikisi de istemez ama ki Işıl'ın uğradığı o saldırıyı kimin düzenlediğini bulmak ve Işıl'ı güvende tutmak içinde sadece bir yıl evli kalacakları bu oyuna başlarlar. Zaten Ecevit o kadar zeki bir adam ki, ailedeki herkesi resmen bakışıyla hesap ediyor. Kimin ne konuda potansiyeli var hemen anlıyor. Ellerinde tek bir ip ucu var. O da, Işıl'ın Paris'teki arkadaşı Parla'nın saldırı zamanından önce aldığı para. Bunu araştırmak içinde Paris'e gidiyorlar ve Ecevit, Parla'dan her şeyi öğreniyor. Evet biz de öğreniyoruz hatta kitabın sonunda Işıl da o acı gerçeği duyuyor. Ama olay şu ki, saldırı