Canım, buralar hiç düşman istilası görmedi ki, ne bilsinler, dedi. Siz, gidin de bir Rumelili'ye, yabancı bir ordunun veya idarenin iyi olabileceğini söyleyiniz. Eğer hainliğinize hükmetmezse, mutlaka deli olduğunuzu zanneder.
Emine İsmail'e varmakla benim üzerimdeki bütün sihiri bozuldu. İsmail'in buruşuk suratı onun taze yüzüne yapıştı. Artık bunu ondan ayırmanın imkanı kalmamıştır. Zaten, her ikisini sarmaş dolaş bir yatakta, bir yorgan altında tasavvur etmek, Emine'den tiksinmek için başlı başına bir sebep teşkil etmez mi ? Lakin, tiksinmek, unutmak demek değildir ...
....... bunun nedeni, Türk aydını, gene sensin! Bu viran ülke ve yoksul insan kitlesi için ne yaptın ? Yıllarca, yüzyıllarca onun kanını emdikten ve onu bir posa halinde katı toprak üstüne attıktan sonra, şimdi de gelip ondan tiksinmek hakkını kendinde buluyorsun.
Anadolu halkının bir ruhu vardı, nüfuz edemedin.
Bir kafası vardı, aydınlatamadın.
Bir vücudu vardı, besleyemedin.
Üstünde yaşadığı bir toprak vardı! İşletemedin. Onu, hayvani duyguların, cehaletin, yoksulluğun ve kıtlığın elinde bıraktın. O, katı toprakla kuru göğün arasında bir yabani ot gibi bitti. Şimdi, elinde orak, buraya hasada gelmişsin. Ne ektin ki ne biçeceksin? Bu ısırganları, bu kuru dikenleri mi ? Tabi ayaklarına batacak! İşte, her yanın yarılmış bir halde kanıyor ve sen, acıdan yüzünü buruşturuyorsun. Öfkeden yumruklarını sıkıyorsun. Sana ıstırap veren bu şey, senin kendi eserindir, senin kendi eserindir!