"Lütfen laubalileşme," dedim resmi bir ses tonuyla.
Bașını salladı, sonra yeniden ses kayıt cihazına yaklaştı. "Karşınızda hir mahkům ve avukatı var," dedi. "Teyit ediyorum, sevgili gelecekte bunu dinleyenler. Hepinizin belasını sikeceğim fakat avukatıma kocaman çiçeklerle dolu bir bahçe almaktan da vazgeçmeyeceğim. Evet, ben Tugay Demir Çeviker, șu an bir deniz kenarındayım, güneş tenimi yakıyor. Evet, ben artık özgürüm, siz bunu dinlerken ben özgürüm."
Elimi onu susturmak için masaya vurduğumda Tugay geriye çekilip teslim oluyormuş gibi kelepçeli ellerini kaldırdı.
Bakışlarım sadece bir kez yere dondügünde cam parçalarını ve yaprak sarmalarını gördüm.
Bu hayatin içinde bir çaba yoktu, olmamalıydi. Bu hayatın içinde mutluluk yoktu, olmamalıydı.
Bu hayatın içinde masumiyet yoktu, hiçbir zaman da olmamıştı.
“Seni bu yola iten nedir?”
diye sordum dayanamayarak.
Bu soruyu beklemediği çok açıktı çünkü yüzündeki gülümseme
silindi ve kaşları havalandı. “Senin yoluna mı?” diye sordu ve buna
ben de hazırlıksız yakalandım. “Vardır bir nedeni, vardır bir izi, vardır bir lekesi.”