8/10
·216 syf.··
Beğendi
·
2021 301. kitabı
Adamın biri hayvanat bahçesini gezmeye gitti. Fillerin olduğu bölüme geldiğinde ilginç bir manzara ile karşılaştı: Fillerin hiç biri ne kafesteydi ve ne de onları sabit bir yere bağlayan zincirleri vardı. Zincirsiz oldukları halde, onları o dar alandan kaçmaktan alıkoyan tek bir şey vardı; ilginç ama dikkat; O güçlü filleri kaçmaktan alıkoyan tek bağ; filin bacaklarından birine bağlı hiç de çok güçlü olmayan bir “ip” parçasıydı. Adam fillere bakarken, fillerin neden güçlerini sadece ipi kırmak ve kamptan kaçmak için kullanmadıkları konusunda tamamen kafası karışmıştı. Oysa filler bunu kolayca yapabilirlerdi ama onların bunu hiç denemediklerini gördü. Meraklı misafirimiz bu sorunun cevabını öğrenmek için oradaki bir fil eğitmenine, fillerin neden orada öylece durduklarını ve neden hiç kaçmaya çalışmadıklarını sordu. Fil eğitmeni şöyle cevap verdi: “Onlar çok küçükken ve çok daha küçükken onları bağlamak için aynı boyda ve aynı güçte ip kullanırız. O ip o yaşta onları tutmak için yeterlidir. Büyüdükçe, ayrılamayacaklarına inanmaya şartlanırlar. Bu şartlanmanın sonucu olarak aynı ipin kendilerini hâlâ tutabileceğine inanıyorlar, bu yüzden asla kurtulmaya çalışmıyorlar.” Fillerin bahçeden kaçmamalarının tek nedeni, zamanla bunun mümkün olmadığı inancını benimsemeleriydi. Hikayeden çıkarılacak ders şudur: Dünya seni ne kadar tutmaya çalışsa da, her zaman başarmak istediğin şeyin mümkün olduğu inancıyla devam et. Başarılı olabileceğine inanmak, onu gerçekten başarmanın en önemli adımıdır.
Depresyondan Çıkış YoluM. Hakan Türkçapar · Epsilon Yayınevi · 2020409 okunma
7/10
·80 syf.··
2021 324. kitabı
Adamın biri hayvanat bahçesini gezmeye gitti. Fillerin olduğu bölüme geldiğinde ilginç bir manzara ile karşılaştı: Fillerin hiç biri ne kafesteydi ve ne de onları sabit bir yere bağlayan zincirleri vardı. Zincirsiz oldukları halde, onları o dar alandan kaçmaktan alıkoyan tek bir şey vardı; ilginç ama dikkat; O güçlü filleri kaçmaktan alıkoyan tek bağ; filin bacaklarından birine bağlı hiç de çok güçlü olmayan bir “ip” parçasıydı. Adam fillere bakarken, fillerin neden güçlerini sadece ipi kırmak ve kamptan kaçmak için kullanmadıkları konusunda tamamen kafası karışmıştı. Oysa filler bunu kolayca yapabilirlerdi ama onların bunu hiç denemediklerini gördü. Meraklı misafirimiz bu sorunun cevabını öğrenmek için oradaki bir fil eğitmenine, fillerin neden orada öylece durduklarını ve neden hiç kaçmaya çalışmadıklarını sordu. Fil eğitmeni şöyle cevap verdi: “Onlar çok küçükken ve çok daha küçükken onları bağlamak için aynı boyda ve aynı güçte ip kullanırız. O ip o yaşta onları tutmak için yeterlidir. Büyüdükçe, ayrılamayacaklarına inanmaya şartlanırlar. Bu şartlanmanın sonucu olarak aynı ipin kendilerini hâlâ tutabileceğine inanıyorlar, bu yüzden asla kurtulmaya çalışmıyorlar.” Fillerin bahçeden kaçmamalarının tek nedeni, zamanla bunun mümkün olmadığı inancını benimsemeleriydi. Hikayeden çıkarılacak ders şudur: Dünya seni ne kadar tutmaya çalışsa da, her zaman başarmak istediğin şeyin mümkün olduğu inancıyla devam et. Başarılı olabileceğine inanmak, onu gerçekten başarmanın en önemli adımıdır.
Platon - İnsanın Kendini Yenmesi En Büyük ZaferdirÖzlem Küskü · Destek Yayınları · 20201,827 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·172 syf.··
2026 74. kitabı
Kitabın herkese yönelik olmadığını düşünüyorum. Kitap başlarda çok rahatsız edici sahneler barındırıyor. Bana göre akıcı, sürükleyici bir kitaptı. Kitabın baş karakteri Alex'ten hiç hoşlanmadım. Yaptıklarından öte, sürekli kendini mağdur gibi gösterme çabası, her zaman kendini haklı görüşü, pişmanlık duygusu yaşamaması, "kardeşlerim" hitapları falan beni rahatsız etti. Gelelim kitaptaki yönteme; Ludovico. Suçluları topluma kazandırma yöntemi mi diyeyim, yoksa sen mi gerçek adını söylersin, robotik sistem (otomatik portakal)? Suç, iradenin ortadan kalkmasıyla yok olur mu? Sadece bastırılır, insan da insan olarak kalmaz. Asıl iyilik, kötülüğü yapabilme yetisi varken yapmamaktır. Deneyle Alex'in görüntülere ve müziğe karşı koşullanması ve rahatsız olması da bana Pavlov'un koşullanma deneyini hatırlattı. Yazar sistemi sadece karakterlere uygulamıyor sanki, bize de uyguluyor. Baştaki rahatsız edici sahnelerin detaylı verilişinden dolayı alışmamız ve gençlerin kendi aralarında kullandığı, bilmediğimiz garip dili otomatik olarak farketmeden hemen öğrenmemiz... Yani belki de asıl Ludovico suçlular için değil, toplum için tasarlanmıştır.
Otomatik PortakalAnthony Burgess · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2009113,2bin okunma
8/10
·176 syf.·
2026 70. kitabı
Kitap psikolojiyi, akademik bir ders kitabı gibi değil, görseller ve karikatürlerle destekleyen akıcı bir anlatı şeklinde sunmuş. Psikolojiye giriş yapmak isteyen okurlar için hazırlanmış, karmaşık teorileri sadeleştiren ve çizimlerle destekleyen bir rehber niteliğinde olmuş. Freud'un psikanalizinden Pavlov'un koşullanma deneylerine, Skinner'ın davranışçılığından Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisine kadar psikolojinin temel taşları okuyucuya ağır terminolojiye boğulmadan aktarılıyor. Ayrıca bilişsel psikoloji, sosyal psikoloji, gelişim psikolojisi ve hümanist yaklaşım gibi farklı ekolleri de genel hatlarıyla tanıtmış. Eğer bu alanda uzman ya da öğrenciyseniz size bilmediğiniz bir şeyi vermeyecektir. Ama zaten amaç da psikolojiyi derinlemesine öğretmekten çok, okuyucunun zihninde bir harita oluşturmak. Bu vesileyle psikolojiye yeni başlayanlar için korkutucu olabilecek kavramları basit örneklerle açıklaması öğrenmeyi kolaylaştırır. Psikolojiyi ilk kez keşfeden bir okur için kapıyı aralayan, ancak uzmanlaşmak isteyenleri daha kapsamlı kaynaklara yönlendiren bir "başlangıç rehberi" olarak değerlendirilebilir.
1000Kitap
PsikolojiNigel C. Benson · Say Yayınları · 2020194 okunma
Puan vermedi·172 syf.··
2026 13. kitabı
“Bir insanın kötülüğü seçme özgürlüğü elinden alınırsa o gerçekten iyi biri mi olur?” Anthony Burgess’in Otomatik Portakal adlı romanı, ilk bakışta şiddet ve sokak dili üzerine kurulmuş bir hikâye gibi görünse de, derinlemesine okunduğunda insan doğası, özgür irade ve toplumun birey üzerindeki etkisi üzerine güçlü bir sorgulama metnidir. Romanın başkarakteri Alex, genç yaşına rağmen şiddetle iç içe bir hayat sürmektedir. Ancak onu sadece “kötü biri” olarak görmek yeterli değildir. Alex aynı zamanda müziğe, özellikle klasik müziğe yoğun ilgi duyan, estetik duygusu gelişmiş bir karakterdir. Bu durum, onun iç dünyasında bir tezat yaratır: bir yanda sanat ve duyarlılık, diğer yanda ise bilinçli şiddet eğilimi. Roman boyunca dikkat çeken en önemli unsurlardan biri kullanılan dildir. Yazar, sokak argosu, tekrar eden söz kalıpları ve ses yansımalarıyla karakterlerin dünyasını doğrudan okura hissettirir. Özellikle Alex’in duygularını “anlatmak” yerine seslerle ifade etmesi, metni daha ritmik ve canlı hale getirir. Bu dil, okuru hem içine çeker hem de zaman zaman rahatsız eder. Romanın önemli bir teması da özgür irade meselesidir. Devlet, Alex’i “iyileştirmek” amacıyla onu şiddetten tiksindiren bir yönteme tabi tutar. Ancak bu süreç sonunda Alex artık iyi olduğu için değil, fiziksel olarak şiddet gösteremediği için “zararsız” hale gelir. Bu durum, insanın gerçekten iyi olup olamayacağı sorusunu gündeme getirir: Bir insan zorla iyi hale getirildiğinde hâlâ insan kalır mı? Bu süreçte klasik koşullanma gibi psikolojik yaklaşımlar da hissedilir. Alex, şiddet görüntülerini fiziksel acıyla ilişkilendirerek şartlandırılır. Bu durum Pavlov’un ve davranışçı psikolojinin deneylerini çağrıştırır. Ancak roman, bu yöntemin ahlaki bir çözüm olup olmadığını tartışmaya açar. Bir diğer
Edebiyat
Otomatik PortakalAnthony Burgess · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2009113,2bin okunma
10/10
·368 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
Zihne Saldırı, 1950’lerde yazılmış ama bugün bile etkisini kaybetmeyen bir psikoloji kitabı. Yazarı Joost Meerloo, 2. Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş dönemini birebir yaşamış bir psikiyatrist. Ve bu yüzden kitapta anlattıkları biraz teoriden çok, gözlem gibi ilerliyor. Dönemin totaliter liderleri, insan zihnini nasıl yönlendirdi sorusu ise kitabın ana teması. Kitap tek bir psikoloji teorisine bağlı kalmıyor. Pavlov’un koşullanma deneylerinden Freud’un bilinçdışına kadar farklı yaklaşımları bir araya getiriyor. Ama hepsinin ortak bir noktası var: insan davranışı sanıldığı kadar “özgür” değil. Özellikle korku ve kaos konusu çok kritik. Sürekli bir tehdit hissi olduğunda, insanlar daha az düşünmeye, daha çok itaat etmeye başlıyor. Bu aslında kitabın en çarpıcı iddiası. Bir de çocukluk meselesi var. Aşırı baskı ya da ilgisizlikle büyüyen bireylerin, yetişkinlikte otoriteyle çok farklı ilişkiler kurduğu anlatılıyor. Ya tamamen boyun eğiyorlar ya da sürekli bir otorite arıyorlar. Ve işin ilginç tarafı şu: kitapta anlatılan propaganda, dil manipülasyonu, korku üretme gibi şeyler sadece geçmiş rejimlere ait değil. Bugün medya ve dijital dünya içinde çok daha “sessiz” şekilde karşımıza çıkıyor. O yüzden bu kitap sadece bir dönemi anlatmakla kalmıyor bizlere şunu soruyor: Zihnimiz gerçekten bize mi ait?
Zihne SaldırıJoost A.M. Meerloo · Pinhan Yayıncılık · 20253 okunma