Muhteşem, verimli ve yeşil bir bahçenin ortasında oturuyorsun. Bu bahçe gördüğün en olağanüstü bu çiçeklerle bezenmiş. Ortam son derece sessiz ve sakin. Bu bahçenin duygusal hazlarını içine çek ve tüm zamanını bu doğal vahada geçebileceğini düşün. Çevrene baktığında bahçenin ortasında alt kat yüksekliğinde kırmızı bir deniz feneri görüyorsun. Fenerin giriş kapısının büyük bir gürültüyle açılması üzerine bahçenin sessizliği aniden bozuluyor. Dışarıya 3 metre boyunda 350 kg ağırlığında bir Japon sumo güreşçisi fırlıyor.
‘Dahası var,’ diye güldü Julian. ‘Bu japon sumo neredeyse tamamen çıplak. Özel bölgelerini Örten ince pembe bir kablo var.’
Sumo güreşçisi, bahçede dolaşırken birinin yıllar önce bıraktığı altın bir kronometre buluyor. Kronometreyi alırken kayıyor ve büyük bir gürültüyle yere düşüyor. Bilincini yitiriyor, yerde sessiz ve hareketsiz yatıyor. Sen tam son nefesini verdiğini düşünürken güreşçi belki de orada açan sarı güllerin güzel kokusuyla uyanıyor. Enerjisini toplayıp ayağa zıplıyor ve bir içgüdüyle soluna bakıyor. Gördükleri karşısında şaşkınlığa kapılıyor. Bahçenin en uzak ucundaki çalılığın içinden geçen, milyonlarca parlak elmasla kaplı uzun bir patika görüyor. Sanki bir şey güreşçiye bu patikayı izlemesini söylüyor ve o da kendine duyduğu güvenle böyle yapıyor. Patika onu tükenmeyen sevinç ve sonsuz mutluluk yoluna götürüyor.