gerçek yaşamla yaşanmamış yaşam arasındaki, olduğumuz kişiyle olmak istemediğimiz kişi arasındaki en kısa mesafe, ünlü ressam M.C. Escher'in şeytani bir acımasızlıkla tasarlamış olduğu bükümlü bir merdivendir.
İşler zorlaştığında umut edebilmenin kolay olmadığı düşünülür ama ben bunun tam aksini düşünüyorum. En azından, acılı ya da kaygılı dönemlerimizde en çok umuda sarılmayı istediğimizi düşünüyorum.
Zihnimize girdikleri anda olumlu ya da olumsuz bir değer kazanırlar. Onları nasıl karşılayacağımız son kertede bize bağlıdır. Bunu yapabilmek tabii ki her zaman kolay değil ama her şeyi farklı farklı gözlerle görebileceğimizi bilmenin rahatlatıcı bir tarafı da var. Asla kontrol edemeyeceğimiz bir dünyanın değil, biraz çaba ve gayretle geliştirip değiştirmeye başlayabileceğimiz bir zihnin merhametine kalmış olduğumuzu bilmek, aynı zamanda bize güç kazandıran bir şey. Zihnimiz zindanlar yaratabilir ama bize anahtarlarını da verir.
roma imparatoru ve stoacı filozof Marcus Aurelius, bir dış etken yüzünden üzüntü duyduğunuzda, "acı o şeyden değil, sizin ona biçtiğiniz değerden kaynaklanır ve bu durumu her an tersine çevirebilme gücüne sahipsiniz," der.
"Düz bir hattan gitmeye devam edersek buradan mutlaka çıkarız." Kendimi -hem gerçek hem de mecazi anlamda- kaybolmuş hissettiğim zamanlarda, aklıma hep bu strateji gelir. Bir buhranın ortasındayken de gelmişti. Depresyondayken ve ara ara panik ataklar yaşarken, kalbim korkuyla güm güm atarken, kim olduğumu bile anlayamadığım ve hayata nasıl devam edeceğimi bilemediğim zamanlarda.