Öncelikle yazacaklarım içerisinde okumayı etkileyecek derecede kitap hakkında bilgi olmayacaktır. Yalnızca kitabı okuyan birisinin anlayacağı yorumlar olacağını düşünüyorum. Aslında çok fazla inceleme yapılacak karakterler yok çünkü kendi kendini ve çevresini fazlasıyla ortaya döken, bize analizlerini analiz etme fırsatı veren bir ana karakter var . Yusuf Atılgan ile ilk tanışmamız ama uzun vadede son olmayacağını düşünmüyorum . Kitap hayat gibi dört mevsimde geçiyor. Düşündüğümüz zaman -sayıdan bağımsız bir şekilde - hayatımız sadece ve sadece dört mevsim içerisinde geçiyor. Bu ülkede yaşamasaydık iki mevsime sığdırmaya çalışacaktık ya da daha fazla mevsime ayak uydurmaya. Kitaba uzun zaman önce başladım fakat okuyamamıştım iki gün önce yeniden başladım ve bitirmek için acele ettim. Aslında acele etmesem daha güzel okuyabilirdim belki ama kendimi bulduğum baya noktalar oldu, ondan olsa gerek acelem. Uzun zamandır düşündüğüm bir konu üzerine bazı ipuçları buldum. Üzerine düşündüğüm konuyu insanın aslında zihninde oluşturduğu bir figüre göre insanları sevmesi, bağlanması diye özetleyebilirim sanırım. Kitapta da bu fikrim biraz temelleniyor. Ama eğer gerçekten sevdiğiniz birisi çıkarsa kriterleri, kırmızı noktaları, zaafları çiğniyor ve mıh gibi saplanıyor zihne. Kriterlere daha fazla uyan birisi çıksa da karşıya sökemiyor onu. Her neyse...