Anlaşıldığına göre, Bâyezid ve Zünnun gibi zındıklıkla suçlanan sûfiler tasavvuftaki "fena" teorisinin tehlikeli sonuçlarını hesaba katmayacak kadar ileri gitmişler ve tasavvuf hareketinin müslümanlar nazarında bir sapık mezhep görüntüsü kazanmasına yol almışlardır.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bâyezid-i Bistamî şathiyatı ile, yani vecd halinde söylediği ve dinin temel inançlarına zıd görünen sözleriyle meşhur olmuştur.
Bu sözler arasında Sünni Müslümanları en müşkül durumda bırakanı ise bir defasında "benim şanım ne yücedir" diye bağırmasıdır.
Bu dönüm noktasının en renkli simalarının arasında Zünnûn-ı Mısrî (ö.861), Bâyezid-i Bistamî (ö.875) ve Cüneyd-i Bağdadî (ö.910) vardır.
İslam mistisizmine panteizmin girişi bunlarla başlamıştır.
Haris Muhasibi'yi öncekilerden ayıran en önemli tarafı "ilahi aşk" konusunda söylemiş olduklarıdır.
Aşk felsefesi tasavvuf tarihinde bir dönüm noktası teşkil ediyor.
Dokuncu yüzyıldan itibaren zühd hareketi daha çok mistik bir karakter kazanmaya başlıyor ki, bu istihalenin başında meşhur sûfi Haris Muhasibi'yi (781-837) görüyoruz.