"Seks hakkında konuşmaya hazır mısın?" diye sordu melek.
"Yeşil, bu meleklere göre bir konu değil. Bu, insanların karanlıkta yaptıkları bir şey. Bu düşük, şehvetle ilgili bir şey. O sözcüğü kullanmana bile şaşırdım!"
Yeşil kararlıydı. "O senin düşündüğün gibi bir şey değil, Michael. Senin ona gösterdiğin tepki insanların ona verdiği anlamdan kaynaklanıyor. O biyolojik bir şeydir ve sen onun sayesinde buradasın."
O, seksin biyolojinin en büyük ruhsal veçhelerinden biri olduğunu söyledi. Kendisini şaşkınlıkla dinleyen Mike'a, gerçek amacın ne olduğunu, erkeklerin ve kadınların bu deneyimden -çocukların dışında- ne elde etmeleri gerektiğini açıkladı. İki bireyin duygularını belirli bir biçimde bir araya getirerek bilinçlerini aynı anda yükseltmelerinin zarafetinden söz etti. Tutkunun kontrol edilip, belirli biçimlerde kanalize edildiğinde, bedenin ruhsal aleminde neler olduğuyla ilgili örnekler verdi. Seks aydınlanma için gerçek bir katalizördü.
"Anahtar senin tutumunu değiştirmendir. Cinsel ilişkiyi kutsal bir eylem olarak gör. Bu senin biyolojini şimdi yaptığından da fazla onurlandırmana yardımcı olacaktır."
"Daha yüksek bir düzeye çıkabilmek için, bir mücadele döneminden geçmen gerekir. Bu, kolektifteki hepimizin senden uzaklaşıp değişmene izin vermemiz gereken bir zamandır. Bu zaman esnasında senin için hiçbir şey yapamayız ve bizim enerjimiz aslında senin yaşaman gereken süreci bozabilir. Sen bu süreçten geçmeye ruhen muktedirsin. Sen onu o karanlıkta kendin buldun. Seni bu yerde ulaştığın farkındalık ve olgunluktan ötürü kutlarım.
Başka sorun var mı?" diye sordu.
"Evet, var. Bu tekrar olacak mı?"
"Evet, yeni bir titreşimsel hale her geçtiğinde bu olacak."
"Bir dahaki sefer bunu daha iyi geçirmek için ne yapabilirim?"
"Onun ne olduğunu tanı ve kendini başka şeylerle meşgul et. Onun üzerinde durma ve geçici olduğunu hatırla. Onunla ilgili bir seremoni yap! Karanlığın ortasında süreci onurlandır! Bu kez yapmış olduğun gibi yap, Saf Niyetli Michael Thomas, armağanın içerdiği sevgiyi hisset!"
"Öyle görünüyor ki benim hücrelerim, yani BİZ biyolojiyi dengeleme konusunda çok akıllıyız. Öyleyse nasıl oluyor da ben bu sürecin farkında olmuyorum? Bu duruma herhangi bir katkıda bulunamaz mıyım? Zihnim gerçekten hücrelerin sahip olduğu bilgiye sahip değil. Peki ben, Mike olarak, nerede devreye giriyorum?"
Melek sözlerine devam etti. "Bedeninin sadece senin onu uygun yiyecekler, çevresel bilgelik ve iyi bakım ile onurlandırmana ihtiyacı vardır, gerisini o halleder. Şu ana kadar onu nasıl rahat ettireceğini, nasıl uygun biçimde besleyeceğini ve ona nasıl egzersiz yaptıracağını öğrendin. Sistemlerin senin başka bir şey yapmana gerek olmadan mutlu ve meşguldürler. Şimdi senin ruhunun testini anlamanın zamanı geldi, çünkü senin bedenine vereceğin bir şey var ve bu onun kendisi için asla yapamayacağı bir şey. Onun ne olduğunu biliyor musun?"
Mike bildiğini düşünüyordu.
"Ruh'un (Tanrı'nın) yeni armağanlarını kullanmayı ve titreşimimi yükseltmeyi seçiyorum."
"Doğru anlamışsın. Hücrelerinin yapamayacağı şey Tanrı'nın -içinde taşıdığın ve kendini aydınlatmayı seçme gücüne sahip olan- parçasını kulanmaktır. Sadece ruhun bunu yapabilir ve bu seçimi sadece ruhunun yapabilmesine karşın, her hücren senin buna izin verdiğini bilecektir.."
"İnsan bedeninin her bir hücresi Tanrı'yı bilen bir bilinç içerir. Dolayısıyla, her hücre aydınlanma, sevgi ve titreşimsel değişim arayışı potansiyeline sahiptir."
"Öyleyse aydınlanmam tam olarak nerede, Yeşil?"
"O, bedeninin her bir hücresinde eşit olarak bulunur, Michael. Her bir hücre bütünün bilincine sahiptir. Her bir hücre diğerlerini mutlaka bilir. Her biri bütün insanın titreşimine katılır."
"Sizin zaman kavramınız düz bir hat üzerinde ilerleyen bir trene benzer, bizimki ise lokomotifi hareketsiz bir biçimde, saat yönünde dönen bir platform üzerinde yer alır.
Biz her zaman yolumuzun tümünü görebiliriz, çünkü o daima bizim altımızdadır ve dolayısıyla biz daima 'şimdi' zamanında bulunuruz. Bizim hareketimiz daima bilinen bir merkezin çevresinde vuku bulur.
Sizin yolunuz düz olduğundan ve ileri doğru gittiğinizden, şimdiki anı asla tam olarak deneyimlemezsiniz. Geriye bakar ve bulunmuş olduğunuz yeri görürsünüz. İleriye bakar ve nereye gittiğinizi görürsünüz. Asla OLMA halini, o tip bir varoluşu deneyimleyemezsiniz. Onun yerine, YAPMA halini, o tip bir varoluşu deneyimlersiniz. Bu sizin düşük titreşiminizin bir parçasıdır ve boyutunuz için uygundur."
BULUNDUĞUN YERİ gösteren kırmızı noktanın daima haritanın ortasında bulunduğunu ve yeni varoluşunun olaylarının o tek nokta çevresinde ileri geri hareket eder göründüğünü hatırlayan Mike;
"Bu sizin haritanızı açıklıyor" dedi. Sonra, bu bir insan haritasının tam zıddı diye düşündü.
"Doğru!" dedi Turuncu; "Sizin zaman çerçevenizde, harita bellidir ve insan ona göre ilerler. Çünkü siz zamanı ve realiteyi değişmez, insanı ise değişken olarak algılarsınız. Bizim titreşimimize ve zaman çerçevemize yaklaştıkça, insan varlığı değişmez ve harita veya realite değişken olur."