Üç farklı kadın, üç farklı hayat ve birbirlerinden habersiz kesişen kaderleri... Hindistan'lı Smita kast sisteminin en alt tabakası olan "Dalit"lerden, yani "Dokunulmazlar"dandır. Yüzüne bakılmayacak kadar değersiz, hatta yoktur. Kocası fare yakalar, bu işten tek kazancı ve tek besin kaynakları bu farelerdir. Smita ise günde yirmi evin bahçesinden, yemek artıkları karşılığında, bazen de hiç birşey almaksızın, insanların pislediği dışkıları toplar elleriyle. Fakat kızının kaderinin bu olmayacağına inanır Smita ve tüm gücüyle buna karşı çıkar...
Kanadalı Sarah başarılı ve ünlü bir avukattır. İki evliliğinden üç çocuğu vardır. Hayatındaki herşey şaşmaz bir şekilde programlı ve asla birbirine karışmayacak şekilde düzenlenmiştir. Ne kadar yorucu olsa da Sarah demek bu tempo demektir. Taa ki sinsi bir hastalık tüm kariyerini ve hayatını alt üst edene değin...
Giulia ise İtalya'da, babasının aile yadigarı peruk atölyesinde çalışan genç bir kadındır. Bu geleneksel işi severek ve tutkuyla yapmaktadır, fakat bir gün babasının geçirdiği kaza sonrası atölyenin başının belada olduğunu öğrenir. Hayatın ona sunduğu, yoluna çıkardığı her ne varsa, hepsiyle birlikte ya mücadele edecektir, ya da yok olup gidecektir...
Kitabın sonunda ağlamış olabilirim Özellikle Smita'nın koşullarını, Hindistan'da kadın olmanın getirdiği şeyleri tekrar okuyunca, derinden sarsıldığımı söyleyebilirim. Yine de inancı ve kararlı oluşu karşısında ağzımı açık bırakan bir hayranlığa kapılmadan edemedim. Giulia ve Sarah'nın hayatları ve mücadeleleri ise yine Smita'nınki gibi toplum ve hayata karşıdır ve yine de kolay değildir. Nasıl bir duygu bolluğu ve karmaşası yaşadığımı tarif edemem ama bu kitabı okumanızı önerebilirim. Smita, Giulia, Sarah ve daha nice mücadeleci kadının hayatlarını okumak, onları tanıma