Albert Camus- Düşüş
Okuyucuyla sohbet tarzında yazılmış monolog bir eser olan Düşüş’te önce Clamence sizi bir barda karşılıyor ve başlıyor Mexico City sokaklarında gezdirmeye. Bu sırada modern insanın düşüşünü anlatıyor size. Çaresizlik, bencillik, yalnızlık, iki yüzlülük... Clamense, hem saygın hem de tanınır bir avukattı, insanlara iyilik yaparken aslında onlara tepeden bakıp küçümseyen cinsten. Ama bu iki yüzlülük sadece ona has değil tabi, söz gelimi köleliği reddedip özgürlüğü savunanlar bile kendi evinde ya da fabrikalarında köleliğe yer verirler çoğunlukla. Nitekim birilerini yönetmek, karşıdakinin yanıt verme hakkı olmaksızın ona kızabilmek için buna gereksinim duyulur, yani güce. Bu egemenlik için insan kendi ruhunu küçültmek başta olmak üzere her şeyi yapar. Peki insanın sınıflandırıldığı, düşüncesini anlatmasının olanaksız olduğu ve ‘caddelerin tabelalarla’ dolu olduğu bir yerin cehennemden farkı olduğu düşünülebilir mi? Hayır değil mi? Buna iki yüzlülükle cevap vermiyorsanız ne mutlu size... Clamense’in şu anki mesleği yargıçlık. Peki nasıl bir yargıç? Kendi kusurlarını bilen, bunlardan yerinen ama yine de övgüye değer bir inatla bunları unutan dolayısıyla kendi yargısından kurtulan bir yargıç. Yargılanmaktan kurtulmak ise cezadan kurtulmaktan daha mühim bir şeydir. İnsanın kendini Tanrı hissetmesi, kötü yaşam ve ahlak belgeleri dağıtması ise aslında en büyük sarhoşluktur. Bu durumda duyguları gerçekten uyandıran şey ise, ölümdür. Geceleri ise köprüden geçmez Clamense. Çünkü birisi kendi suya atarsa ya onu kurtarmak için kendisini tehlikeye atması gerekir ya da kurtarmayacak ki bu da tuhaf kırıklıklar bırakacaktır içinde. Bu durum Clamense’in başına gelmiştir de. Clamense ise kızın çığlıklarını geride bırakıp kurtarmamayı tercih etmiş ve içinde bir