"evet, seni seviyorum aptal; bir deniz, dibindeki bir çakıl taşını nasıl severse, benim aşkım da seni öyle kaplıyor ve Tanrı izin verirse, seninle birlikte tekrar çakıl taşı oluyorum) bütün dünyayı seviyorum, senin sol omzun da dâhil buna, hayır, önce sağ omzundu, böylece onu her istediğimde öpüyorum (sen de bluzunu öpeceğim yerden biraz aşağı çekecek kadar iyisin), evet, sol omzun da dâhil, ormanda altımda duran yüzün de, ormanda üzerimde duran yüzün de, neredeyse çıplak göğsünde dinlenmek de. Bu yüzden, artık bir bütün olduğumuzu söylemekte haklısın, bundan korkmuyorum, aksine bu benim tek mutluluğum ve tek gururum ve bunu kesinlikle ormanla sınırlandırmıyorum."
"...üstelik sana; senin karşında hiç kimsenin karşısında konuşamadığım kadar rahatça konuşuyorum, çünkü kimse senin durduğun gibi benim tarafımda durmuyor, senin gibi bile isteye, her şeye rağmen, yine de."
"Oranın nasıl bir yer olduğunu bana kısaca anlatırsın değil mi; oradaki hayatını, evini, yürüyüşlerini, pencerenden görünen manzarayı, yemekleri, böylece ben de biraz seninle yaşarım."
"...hiçbir şey bilmiyorum, geçmiş yılların bütün cümbüşünden sonra bana ilk kez hakiki ümitsizliğini gösteren, bu hüzünlü, benim kadar çaresiz olan gökyüzünü seyrediyorum."