"sadece karanlık evden çıkıp böyle bir sevinçle bu dar tüneli kazarak sana gelmeye çalıştım, beni ben yapan her şeyle yavaş yavaş belki (aptallık hemen söze karıştı: Kesin! Kesin! Kesin!) sana giden bu yola attım kendimi, ama aniden senin yerine geçit vermeyen bu taşa çarptım, "lütfen gelme" taşına, şimdi çok hızlı kazdığım bu yolu beni ben yapan her şeyle geri yürümeli ve yeniden doldurmalıyım. Biraz acı veriyor tabii, ama bunun üzerine bu kadar ayrıntılı yazabiliyorsam o kadar da kötü değil demektir. Sonuçta kendime yeni yollar açarım, ben, eski köstebek."
"...hiç güçlü değilim, yazmayı da beceremiyorum, hiçbir şeyi beceremiyorum. Ve şimdi Milena, sen de bana sırt çeviriyorsun, bir süreliğine, biliyorum, ama bak, insan kalbi atmadan buna uzun süre dayanamaz ve sen sırt çevirdiğin sürece bu kalp nasıl atar?"
"..ama sen zavallı, sevgili Milena suçluluk duygusuyla ne çok iş yükleniyorsun, seni işinin üzerine eğilmiş çalışırken görüyorum, boynun çıplak, arkanda duruyorum, sen bunu bilmiyorsun-(dudaklarımı ensende hissettiğinde lütfen korkma, niyetim öpmek değildi, bu sadece çaresiz bir aşk.)"
"Sana gelen çiçekler beni çok üzdü. Üzüntüden ne çiçeği olduklarını okuyamadım bile. Üstelik şimdi onlar senin odanda duruyor. Eğer ben dolap olsaydım, güpegündüz kendimi iterek odadan çıkardım. En azından çiçekler solana kadar koridorda dururdum. Hayır, bu hoş değil. Hem her şey o kadar uzak ki, bir yandan da senin odanın kapısının kolu gözümün önünde, mürekkep hokkam kadar yakın."