“’Bu adam benim ölümüm Leyla’ diye tanıştırıyor sevgilisini.
‘Bak bak bu benim ta kendim! Kafatasım bu; kendi ölümüm!”
Bu kitap, iki dostun — Leyla Erbil ile Tezer Özlü’nün — birbirlerine yazdığı mektupların izini taşıyor. Aslında aralarında karşılıklı bir mektuplaşma var; fakat kitapta yalnızca Tezer Özlü’nün mektupları yer alıyor. İkisi de bir gün bu mektupları yayımlama konusunda söz vermiş.
Bir insanın en yalın hâlini belki de en iyi, en yakın dostuna yazdığı mektuplarda görürüz. Çünkü çoğu zaman gerçek duygularımızı sadece dostlarımıza gösterebiliriz.
Bu mektuplarda Tezer Özlü’nün iç dünyası bütün çıplaklığıyla karşımıza çıkıyor:
Aşkı, dostuna duyduğu özlem, ülkesine olan derin bağlılığı… Ama aynı zamanda bu sevginin onda yarattığı kırılganlığı ve ruhsal yorgunluğu da görüyoruz. Belki de bu yüzden ülkesinden uzakta yaşamayı seçtiğini hissediyoruz.
Kitabı okurken aklımda tek bir cümle dönüp durdu:
“Dünya hassas kalpler için bir cehennem.”