Aşk hayatında bir gerçeklik olmalıdır, o sadece bir şiir, bir rüya değildir. Hayata geçirilmesi, gerçekleştirilmesi gerekir. Aşkı ilk kez deneyimlemek için asla çok geç değildir.
Sevmeyi öğren. Çok az insan sevmeyi bilir. Herkes aşka ihtiyaç duyulduğunu, herkes aşksız bir hayatın anlamsız olduğunu bilir, ama sevmeyi bilmez. Ve aşk adına ne yaparlarsa yapsınlar o aşk değildir, daima başka bir şeydir; çok fazla şeyle karıştırılır: kıskançlık, öfke, nefret, sahiplenme, baskı, ego. Tüm bu zehirler aşkı yok eder. Sevmek tüm bu zehirlerden kurtulmak anlamına gelir ve ardından yavaşça içinde farklı ve yeni özelliklere sahip bir aşkın ortaya çıktığını göreceksin.
GİRİŞ: SEVGİ NEDİR?
Bu soruyu sormak talihsizliktir. Normal bir gidişatta her- kes sevginin ne olduğunu bilir. Ama aslında bunu bilen yok ya da çok seyrek olarak biri sevginin ne olduğunun farkında. Sevgi en seyrek deneyimlerden biri haline geldi. Sevgi hakkında filmler ve hikâyeler yapılır, şarkılar bestelenir; televizyon programlarında görür, radyoda onu dinlersin, dergilerde okursun; sevginin ne olduğu hakkında geniş bir arz endüstrisi vardır. Bu endüstrideki bir sürü kişi insanlara sevginin ne olduğunu anlamalarında yardım ederler. En bilinen şeylerden biri olması gerekir.
Bu, birinin "Gıda nedir?" diye sormasına benzer. Biri sana bu soruyu sorsa şaşırmaz mısın? Ancak ta en başından beri açlık çeken ve hiçbir zaman besin almamış olan biri için bu sorunun bir anlamı vardır. "Sevgi nedir?" de bu türden bir sorudur.
Sevgi ruhun gıdasıdır, ama açlık çekersin. Ruhun hiç sev- giyle beslenmemiştir ve onun tadını bilmez. Soru anlamlıdır, ama talihsiz bir sorudur. Beden gıda alır ve yoluna devam eder, ama ruh beslenemediği için ölüdür ya da daha doğma- mıştır ya da her zaman ölüm döşeğindedir.
Doğduğumuzda sevme ve