kubra arı

kubra arı
@kubra895
5 okur puanı
Temmuz 2024 tarihinde katıldı
Puan vermedi·206 syf.··
2024 3. kitabı
Hiç dikkat ettiniz mi ? Bir anlığına hayalini kurduğunuz dolma kalem (herkes için istekler değişir) size arkadaşınız tarafından ansızın hediye edilir. Aklınızdan geçen bir insan çat diye karşınıza çıkar. İçinizden söylediğiniz bir şarkı ya radyoda çalar ya da sesli söylemiyor olmanıza rağmen yanınızda olan o kişi de aynı şarkıyı söylemeye başlar. Tam tersi olarak soyulmaktan çok korkarsınız ve evinize hırsız girer. Düşmekten korkarsınız ve ayağınız taşa takılır İyi veya kötü, enerji verdiğiniz, odaklandığınız, gözünüzde canlandırdığınız şeyler başınıza gelir. (Burada “iyi veya kötü” atlanmaması gereken kritik bir noktadır. Çünkü kuantum alanı iyiyi ve kötüyü değil, yalnızca sizin ne düşündüğünüzü ve hissettiğinizi algılar) Her şey titreşimden ibarettir, her duygunun ve düşüncenin titreşimi farklıdır. İyi düşünce ve hisle iyiyi, kötü düşünce ve hisle kötüyü çekersiniz. Bu durumu çok kez yaşadığınıza eminim. kötü başlayan bir gününüzü hatırlayın. Uykuya yenilip gideceğiniz yere geç kaldınız ve mutsuz, moralsiz uyandınız. Alelacele evden çıktınız ve evde mutlaka önemli bir eşyanızı unuttunuz. Dışarıda ya çok trafik vardı kendi aracınızda sinir krizi geçirme raddesine geldiniz veya bineceğiniz toplu taşıma aracı bir türlü gelmedi Kurduğunuz cümle ne olurdu ? Her şey üst üste geliyor Oysa kendinizi iyi hissettiğiniz bir gün herkes size selam verir. Işıl Işıl parlarsınız ve insanlar dönüp dönüp size bakar. Her işiniz rast gider. Sizce bunlar tesadüf mü? Enerji verdiğimiz, düşündüğümüz ve hissettiğimiz şeyleri gözlemlemek ve gerektiği yerde kendi içimize müdahale etmek bizim elimizde. Başlangıçta zor gelse de, kendimiz için yapabileceğimiz en büyük iyilik budur. Değişim tam da bu noktada başlar. Bir klavuz niteliğinde. Kesinlikle okuyun.
Rezonans KanunuPierre Franckh · Koridor Yayıncılık · 202525,9bin okunma
Reklam
Puan vermedi·336 syf.··
2024 2. kitabı
Aşk hayatında bir gerçeklik olmalıdır, o sadece bir şiir, bir rüya değildir. Hayata geçirilmesi, gerçekleştirilmesi gerekir. Aşkı ilk kez deneyimlemek için asla çok geç değildir. Sevmeyi öğren. Çok az insan sevmeyi bilir. Herkes aşka ihtiyaç duyulduğunu, herkes aşksız bir hayatın anlamsız olduğunu bilir, ama sevmeyi bilmez. Ve aşk adına ne yaparlarsa yapsınlar o aşk değildir, daima başka bir şeydir; çok fazla şeyle karıştırılır: kıskançlık, öfke, nefret, sahiplenme, baskı, ego. Tüm bu zehirler aşkı yok eder. Sevmek tüm bu zehirlerden kurtulmak anlamına gelir ve ardından yavaşça içinde farklı ve yeni özelliklere sahip bir aşkın ortaya çıktığını göreceksin. GİRİŞ: SEVGİ NEDİR? Bu soruyu sormak talihsizliktir. Normal bir gidişatta her- kes sevginin ne olduğunu bilir. Ama aslında bunu bilen yok ya da çok seyrek olarak biri sevginin ne olduğunun farkında. Sevgi en seyrek deneyimlerden biri haline geldi. Sevgi hakkında filmler ve hikâyeler yapılır, şarkılar bestelenir; televizyon programlarında görür, radyoda onu dinlersin, dergilerde okursun; sevginin ne olduğu hakkında geniş bir arz endüstrisi vardır. Bu endüstrideki bir sürü kişi insanlara sevginin ne olduğunu anlamalarında yardım ederler. En bilinen şeylerden biri olması gerekir. Bu, birinin "Gıda nedir?" diye sormasına benzer. Biri sana bu soruyu sorsa şaşırmaz mısın? Ancak ta en başından beri açlık çeken ve hiçbir zaman besin almamış olan biri için bu sorunun bir anlamı vardır. "Sevgi nedir?" de bu türden bir sorudur. Sevgi ruhun gıdasıdır, ama açlık çekersin. Ruhun hiç sev- giyle beslenmemiştir ve onun tadını bilmez. Soru anlamlıdır, ama talihsiz bir sorudur. Beden gıda alır ve yoluna devam eder, ama ruh beslenemediği için ölüdür ya da daha doğma- mıştır ya da her zaman ölüm döşeğindedir. Doğduğumuzda sevme ve
Aşık OlmakOsho · Ganj Yayınları · 2016305 okunma
Puan vermedi·222 syf.··
2024 1. kitabı
"Sabahattin Ali, hikâyelerinin çoğunda dünyayı ikiye ayırır: ezenler ve ezilenler..." Çakıcı'nın İlk Kurşunu kitabına başlarken önsözde dikkatimi en çok çeken cümle buydu. Ve şimdi bu kitabı okuyarak bu cümleye bizzat tanıklık ettim. Birçok öyküde zenginlerin fakirler üzerindeki hakimiyeti, zenginlerin kibri dikkat çekmektedir. Zenginin üstünlüğünü kabullenenler, fakirliğin kader olduğunu düşünenler, sinmiş, silik karakterler haline gelmiş insanlar baş kahraman bu öykülerde... "ARABALAR BEŞ KURUŞA!" Arkadaşlarıyla oyun oynamak yerine sokak sokak gezip oyuncak araba satarak ailesinin geçimini sağlayan çocuk, selam olsun minicik yüreğine... "APARTMAN" İşini kaybetmemek için çocuğunu müdafaa edememiş bir baba... Nasıl zordu susmak, evladını zor durumdayken izlemek. Ne yaparsın geçim derdi! Yoksulluğun yanı sıra hapishane öyküleri de vardı. Birçoğumuz biliyoruz herhalde Sabahattin Ali'nin hapishane geçmişini. (Acı ama gerçek...) Hapishane öykülerinde mahkumların özgürlüğe hasretini her kelimede hissettiriyor yazar. Ki bu muhtemelen kendi hisleri... "Bir mahpusu dünya ile hiç alakası olmayan bir zindana kapamak ona en büyük iyiliği yapmaktır. Onu en çok yere vuran şey, hürriyetin elle tutulacak kadar yakınında bulunmak aynı zamanda ondan ne kadar uzak olduğunu bilmektir. On adım ötede en büyük hürriyetlere götüren denizi dinlemek ve sonra aradaki kalın kale duvarlarına gözleri dikerek bakmaya, denizi yalnız muhayyilede görmeye mecbur kalmak az azap mıdır?" Bu cümleleri okuyunca aklınıza üç tarafı denizlerle çevrili Sinop Cezaevi gelmiyor mu sizin de? Yani Sabahattin Ali'nin bir süre mahkum olarak kaldığı cezaevi. Hapishane öyküleri yazarın mahkumiyet dönemlerinin izlerini taşıyor. Okurken rutubetli koğuşları, paslı demir parmaklıkları tahayyül etmek zor
Kağnı - Ses - EsirlerSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 20197,8bin okunma