"Adalet uygulanmıyorsa, namussuzluk örtbas ediliyorsa ve inançlarını koruyan insanlar acı çekiyorsa, sizin gerçekliğiniz ne işe yarıyor peki? Helene da Ellis konusunda verdiği sözü tuttu, ben de. Peki sizin gerçekliğiniz ne işe yarıyor?"
"Bak, dinle beni," dedi Furi. "Sana hiçbir zaman gül bahçesi vadetmedim ben. Hiçbir zaman kusursuz bir adalet vadetmedim..."
Deborah'in "onlara gösterdiği" şey, bir ihbarcı, aldatıcı, yoldan çakancı bir kişi olmuştu: erken gelişen kişiliğiydi gösterdiği. Gerçi bir gün "biri" olacağını düşündüren kimi belirtiler yaşlı adamı hakli çıkarıyor gibiydi. Deborah keskin zekâsını, dünyayla yaptığı silahlı ateşkes boyunca uzun süre yetişkinleri ürkütüp şaşırtmak için bir silah olarak kullanmıştı. Ama yaşıtlarını bir an bile kandıramamıştı. Çocuklar onun ne olduğunu hemen anlıyor ve korkularından gelen bir kurnazlıkla onu yıkmaya koyuluyorlardı.
Deborah annesiyle babasının bu yalın gerçeği çabucak pis bir leşmiş gibi bir yerlere gömüp gizlemiş olmaları gerektiğini bili- yordu. Ama gömülü bir yalanın iğrenç kokusunun nasıl suçlunun pe- şine düştüğünü, her şeyin içine sinip küf ve kokuşma yaratıncaya de- ğin suçlunun soluduğu havayı kapladığını da iyi biliyordu.
"Aa, evet. Çok kurnaz bir biçimde, söylemeyi unuttuğum bir şeyi hatırlattın bana. Bir kamuflaj yöntemi de, bütün suçu bir başkasına yüklemektir. Böylece, başkalarının sana gerçekten yaptigi seylerle se senin kendine yaptığın, hâlâ da yapmakta olduğun seylerle yüz yüze gelme zorunluluğundan kurtulmuş oluyorsun."