'Sen, ne kadar hasta idiysen, ben de o kadar hastaydım. O zamanlar ben cahildim. Bir kere düşün. Kapkaranlık bir evin içinde dolaşıyorsun. Yüzlerce odanın içinde çeşit çeşit şeyler var. Ama hiçbir ışık zerresi yok. El yordamıyla gidiyorsun. Elbette çevredeki eşyalar kırılır. Hem başkalarının eşyalarını kırar dökersin hem kendin yararlanırsın. İnsan, böyle bir yerde kalınca deli mi cani mi olur, yoksa ışıktan yoksun mutsuz birine mi dönüşür?'
'Burada ne yapıyorsun?'
Sarhoş üzgün bir şekilde,
'İçiyorum,' diye karşılık verdi.
'Neden içiyorsun?'
'Unutmak için...'
Küçük Prens ona acıyarak,
'Neyi unutmak için?' diye sordu.
Sarhoş, başını önüne eğerek,
'Utandığımı unutmak için,' diye itiraf etti.
Küçük Prens, ona yardım etmek istedi.
'Neden utanıyorsun?' diye sordu.
'İçki içtiğim için!'
'Sana vereceğim sır şu: İnsan, gerçeği ancak yüreğiyle görebilir. Gözler, hiçbir şeyin özünü göremez. Gülünün senin için değerli olmasının sebebi, ona zaman harcaman ve fedakarlıkta bulunmandır.'