Okuma serüvenimde ilk klasik türde okuduğum kitap Notre Dame’ın Kamburu’ydu ortaokul zamanında okunabilecek “ağır” kitaplardandı. O yüzden Victor Hugo’yu hep ayrı bir kefede tutmuşumdur, Sefillerle bu tekrar kanıtlandı diyebilirim.
Ana konu Jean Valjean’ın sadece bir ekmek çalması sonucu kürek mahkumu olmasını aslında iyi olan bu karakterin bütün hayatı boyunca bu sıfatın peşini bırakmaması ve çevresinde gelişen olaylardır. Ayrıca bu olay örgüsüne birçok karakter eşlik etmiş. Karakterlerin ayrı ayrı sefillikleri ve birbirleriyle olan bağlantıları mükemmel oluşturulmuş.
Waterloo savaşı, Napolyon, manastır hayatı, birçok yerin mimari tasvirlerinin kitapta bahsedilmesi kitabı tarihi boyutta önemli kılmış.
Victor Hugo’nun düşüncelerini dönemin şartlarınıda göz önüne alırsak cesaretle aktarması, şeffaflığı ayrıca beni cezbetti.
Sayfa sayısının fazlalığı hiç sorun teşkil etmedi çünkü akıcı ve okudukça daha fazla beni içine alan bir kitaptı. Hatta bu kalınlıkta en kolay okuduğum kitaptı diyebilirim.
Birçok yazara da ilham kaynağı olmuştur; Dostoyevski Savaş ve Barış’ı, Tolstoy destansı romanları yazmaya başlamıştır.