Kübra LİV

Kübra LİV
@kubraliv
Sociologist.
Sociologist.
Lisans
İstanbul
90 okur puanı
Nisan 2021 tarihinde katıldı
Puan vermedi·144 syf.··
2025 12. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 07 Eylül 2025 14:27
Engereğin Gözü: İnsanın Kendi Karanlığına Bakışı Engereğin gözü… Daha ismini duyduğumda içimde keskin bir ürperti hissettim. Zehirli bir bakış, karanlığın içinden sızan soğuk bir ışık… Okumaya başlamadan önce bile kitabın bana sadece bir hikâye anlatmayacağını, aynı zamanda insanın kendi karanlığına ayna tutacağını sezdim. Sayfaları çevirdikçe bu his derinleşti. Yazar, gerilimi yavaş yavaş örüyor; tıpkı bir engereğin sessizce pusuda beklemesi gibi. Olayların geçtiği atmosfer kasvetli, neredeyse nefesinizi tutarak okuyorsunuz. Ama asıl çarpıcı olan, bu karanlık atmosferin içinde insan doğasının en çıplak hâliyle karşımıza çıkması. Kitap boyunca güç, iktidar, hırs ve intikam kavramlarının farklı yüzleriyle tanışıyoruz. Karakterler sadece birer figür değil; her biri, içimizde saklı duran gölgelerin temsilcisi gibi. Kimi güce susamış, kimi adalet arayışında, kimi ise kendi zehrine teslim olmuş. Ve anlıyorsunuz ki, aslında “engereğin gözü” sadece dışarıya bakan bir bakış değil; içimize dönen, bizi kendimizle yüzleştiren bir göz. Okurken sık sık düşündüm: İnsan kendi içindeki engerekle yüzleşmeden, gerçekten özgür olabilir mi? Hırslarımızı, korkularımızı, intikam arzumuzu görmeden, kendimizi tanıyabilir miyiz? Belki de en büyük tehlike, dışarıdan gelen zehir değil; içimizde sessizce dolaşan o bakıştır. Sonunda kitap bittiğinde elimde sadece bir polisiye roman değil, kendi içime açılan bir kapı kalmıştı. Engereğin Gözü bana, insanın karanlığını görmeden aydınlığa varamayacağını hatırlattı. Eğer siz de sadece gerilim dolu bir hikâye değil, aynı zamanda ruhunuza dokunacak bir yüzleşme arıyorsanız, Engereğin Gözü tam da bu yüzden okunmayı hak ediyor. Çünkü bazen en derin hakikat, bir engereğin gözünde saklıdır.
Engereğin GözüZülfü Livaneli · İnkılâp Kitabevi · 202524,8bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·248 syf.··
Beğendi
·
2025 9. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 01 Ağustos 2025 14:12
Şimdinin Gücü: Anda Kalmanın Sade Ama Derin Gücü Kitap bana uzun zamandır fark etmediğim bir gerçeği hatırlattı: Mutluluk ve huzur, dışarıdaki koşullara değil, kendi içimize bağlı. Kitabı okurken fark ettim ki zihnim çoğu zaman geçmişteki pişmanlıklar ya da gelecekteki kaygılar arasında gidip geliyormuş. Tolle, bu dalgalanmayı nazikçe durdurup bizi sadece şimdiye davet ediyor. “Şimdi ve burada olmak, hayatın kendisini hissetmek demek,” diyor satır aralarında. Bu düşünce bana derin bir rahatlama getirdi; çünkü geçmişin yükleri ve geleceğin belirsizliği, farkında bile olmadan üzerimizde ağır bir yük oluşturabiliyor. Kitapta beni en çok etkileyen bölümlerden biri, zihnimizle aramıza koymamız gereken mesafeye dair olan kısmıydı. Tolle’ye göre, biz zihnimizden ibaret değiliz; zihnimizden geçenler de bizim gerçeğimiz değil. Biz, zihnimizi ve düşüncelerimizi gözlemleyebilen ayrı bir farkındalık formuyuz. Düşünceler, tıpkı gökyüzünden geçen bulutlar gibi gelip geçiyor. Biz onlara tutundukça ya da onlarla savaşmaya çalıştıkça zihnin yükünü daha da artırıyoruz. Oysa Tolle, düşüncelerimizi sahiplenmeden sadece gözlemlememizi ve geçip gitmelerine izin vermemizi öğütlüyor. Bu, benim için çok güçlü bir farkındalık oldu. Kendi hayatımı düşündüm; ne kadar sık geçmişteki hatalara takılıp kalmış, ya da gelecek planlarıyla zihnimi doldurmuşum. Oysa kitap, bana zihnimdeki bu sürekli konuşmaları fark etmemi ve onları susturup sadece bulunduğum ana şefkatle bakmamı hatırlattı. Bunu fark etmek, tek başına büyük bir dönüşüm gibiydi. Şimdinin Gücü, bir rehber niteliğinde. Sadece teorik bilgiler sunmuyor, uygulanabilir pratikler ve düşünce egzersizleriyle, okurun aktif bir şekilde deneyim kazanmasını sağlıyor. Bu anlamda, sadece bir “okuma deneyimi” değil; yaşamın içine dokunan bir
Şimdi'nin GücüEckhart Tolle · Akaşa Yayınları · 20014,130 okunma
Puan vermedi·202 syf.··
2025 8. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 18 Temmuz 2025 11:28
FAHRENHEIT 451 – ATEŞİN ALTINDA KALAN HAFIZA Bazı kitaplar vardır, kapağını kapattıktan sonra bile zihninizde yanmaya devam eder. Fahrenheit 451 işte tam da böyle bir kitap. Distopik bir evrende, kitapların yakıldığı, düşünmenin suç sayıldığı bir dünyada geçen bu hikâye, yalnızca kurgu değil, aynı zamanda bir uyarıdır. Ray Bradbury’nin 1953 yılında kaleme aldığı bu eser, dönemin sansür ve baskı atmosferine karşı güçlü bir tepki olarak doğmuş. Ama asıl etkileyici olan şu ki, üzerinden onlarca yıl geçmesine rağmen hâlâ güncelliğini koruyor. Kitabı elime ilk aldığımda bir distopya okuyacağımı biliyordum ama böylesine tokat gibi gerçeklerle, satır aralarında yanan kelimelerle karşılaşacağımı tahmin etmemiştim. “Kitaplar neden yakılır?” sorusundan çok daha fazlasını sordurdu bana bu roman: “Gerçek bilgi nedir? Sessizlik bir isyan biçimi olabilir mi? Ve biz, ne kadar düşünüyoruz gerçekten?” Kitabın Konusu Fahrenheit 451, kitapların yasaklandığı ve yakıldığı, bireysel düşüncenin bastırıldığı karanlık bir gelecekte geçiyor. Bu dünyada insanlar yalnızca ekranlar aracılığıyla eğleniyor, sorgulamadan yaşıyor ve yüzeysel ilişkilerle avunuyor. Bilgiye sahip olmak değil, ondan uzak durmak makbul görülüyor. Ana karakter Guy Montag, bu düzenin parçası olan bir itfaiyeci. Ancak buradaki itfaiyeciler yangın söndürmüyor, aksine kitapları ateşe vererek "düzeni" koruyorlar. Montag da görevini sorgulamadan yerine getiren biri… ta ki bir gün genç ve farklı bir kız olan Clarisse ile tanışana kadar. Clarisse'in dünyaya bambaşka bir gözle bakması, Montag'ın içinde bastırdığı soruları uyandırıyor. Bu noktadan sonra roman, bir arayış hikâyesine dönüşüyor. Montag hem kendi iç dünyasında hem de dışındaki gerçeklikte yeni bir anlam bulmaya çalışıyor. Kitap boyunca okur olarak ben de onunla
Fahrenheit 451Ray Bradbury · İthaki Yayınları · 2022108,3bin okunma
Puan vermedi·368 syf.··
2025 5. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 30 Haziran 2025 16:37
Beklentiler ve Gerçekler Arasında Matt Haig'in kaleme aldığı Hayat İmkansız, farklı bir gözle dünyaya bakan bir varlığın anlatımıyla, insan olmanın ne anlama geldiğini sorgulatan bir roman. İlginç bir kurguya sahip olsa da, benim için derin bir etki bırakan kitaplardan biri olamadı. Bu yazıda, neden böyle hissettiğimi ve kitaptan geriye ne kaldığını dürüstçe paylaşmak istiyorum. Konuya Kısa Bir Bakış Kitabın ana karakteri, başka bir gezegenden gelen bir varlık. Görevi, insanların belirli bir matematiksel keşfi yapmasını engellemek. Bu görev sırasında insan bedenine girerek, dünyayı bir insan gibi deneyimlemeye başlıyor. Gözlemledikçe, insan olmanın acılarını, zorluklarını ama aynı zamanda güzelliklerini de anlamaya başlıyor. Beklentilerim Neydi? Matt Haig’in diğer eserlerinden özellikle Gece Yarısı Kütüphanesi beni oldukça etkilemişti. Bu nedenle Hayat İmkansız kitabından da benzer bir derinlik ve duygusal yoğunluk bekliyordum. Ancak bu kitap bana biraz yüzeysel geldi. Yer yer felsefi ve mizahi olsa da, karakterlerin duygusal gelişimi benim için yeterince güçlü değildi. Dikkat Çeken Noktalar Yine de kitapta bazı altı çizilesi fikirler vardı. Özellikle "insan olmanın karmaşası" üzerine yapılan gözlemler yer yer düşündürücüydü. İnsanların acıya rağmen yaşamaya devam etmesi, sevgiye bu kadar bağlı olmaları, ölümden korkmaları gibi temalar üzerinden Matt Haig tipik 'insan doğası'nı sorguluyordu. Kitabın sonunda verilen “insan olma rehberi” niteliğindeki cümleler ise ilham verici bir liste gibiydi. Belki de romanın en dokunaklı kısmı oydu. Etkileyici Bulmadığım Yönler Karakter gelişimi yeterince inandırıcı gelmedi. Anlatım dili zaman zaman yapaylaştı. Mizah dozu yer yer hikâyenin ciddiyetini gölgeledi. Romanın ana fikri güçlü olmasına rağmen, anlatımı beni
Hayat İmkânsızMatt Haig · Domingo Yayınevi · 20245,9bin okunma
Puan vermedi·264 syf.··
2025 4. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2025 01:02
Dorian Gray’in Portresi: Ruhun Aynasına Bakmak Cesaret İster! “Her insan kendi içinde bir cehennem taşır.” Ve bazen o cehennem, bir portrede saklanır. Oscar Wilde’ın tek romanı olan Dorian Gray’in Portresi, edebi bir estetik şölen olduğu kadar, ruhun karanlık koridorlarına yapılmış felsefi bir yolculuktur. Dış güzellik ile iç çöküş arasında kurulan keskin zıtlık, insanın kendine bile bakmaktan korktuğu bir aynaya dönüşür. Dorian, güzelliğiyle büyüler. Ama ruhu her geçen gün biraz daha kararır. Çünkü yaptığı her kötülük, her vicdansızlık, her sahtekârlık bir yerde birikir. Ama yüzünde değil… Portresinde. Bu portre sadece fırçayla çizilmiş bir resim değil; vicdanın, zamanın, suçun ve içsel çürümenin kanıtıdır. Oscar Wilde bize ne anlatmak istiyor? Bir yandan estetik düşkünü Lord Henry aracılığıyla bireysel özgürlüğü, hazcılığı ve yaşamın tadını çıkarma hakkını savunuyor gibi görünür. Ama diğer yandan Dorian’ın dönüşüm süreciyle bize şunu hatırlatır: Yüzeyde kalan her şey, bir gün altındaki çürümeyi örtemez. Kitap, bizi zor bir yere çeker: Kendi portremize bakmaya. Ve sorar: "Senin yüzün güzel olabilir, ama ruhun ne durumda?"
Dorian Gray'in PortresiOscar Wilde · Kapra Yayıncılık · 202299bin okunma