“Sence bütün bunların bir nedeni var mıdır?” “Çok irdelemem ben bu tür şeyleri. Olaylar öyle gelişti.” “Kadere inanmadığını anladım. Peki şans..” derken sözünü kestim ve araya girdim; “Ne şansa ne tesadüfe inanırım. Olaylar bizim kontrolümüz dışında gelişir. Her şeyde bir anlam aramaya gerek yok. Ve evet; ben mucizelere de inanmam. Dediğin gibi her şey algı biçimimiz ile alakalı.” “Peki; sana söylediğin şeyin mümkün olduğunu söyleseydim bana ne cevap verirdin?” “Söylediğim neyin?” “İnsanları yok etmenin.” “Mümkün olmadığını biliyorum.” “O halde neden buradasın.” Bu konuşma bir hayli tuhaf bir hal almaya başlamıştı.
“O insanları hayatından çıkarabilirsin.” “Hayır, beni anlamadın. Ben ciddi ciddi yok olsunlar istiyorum.” “Öyleyse Tanrı ile konuşman lazım. Yanlış adrestesin.” Tabi ki böyle bir şeyin mümkün olmadığını biliyordum. Ben bu tür şeylere inanmazdım. Ben Tanrıya bile inanmazdım. “Ben bir ateistim.” “Öyleyse istediğin şeyin ne kadar mantıksız olduğunu benden daha iyi biliyor olmalısın.”
Sinirlerimi bozan olayları ya da insanları görmezden gelmek istiyorum. Sanki yoklarmış gibi düşünmek istiyorum. Aslında tam olarak istediğim bu. O insanlar yok olsunlar.