• Abi bu kitap benim için gerçekten güzeldi.Kudüs için zaten bir sıcakkanlılığım vardı küçüklükten beridir.O aşkı bu kitapta buldum ve resmen yaşadım.Her Kudüs aşığına öneririm.Yavuz abiye selamlar
  • Ne çare, sulhu daima siz ihlâl ettiniz.
    Bundan böyle hedefe ulaşıncaya kadar sulh yok.
    Hedef ?
    Kudüs, dostum, hedef Kudüs! Şehri muharebesiz teslim ettiğiniz takdirde isteyenin istediği yere gitmesine iznimiz olacak. Yok, ille muharebe
    derseniz, sizin bileceğiniz.
  • (FRAGMAN)
    “Arapların Gözünde Haçlı Seferleri”

    Kitapla ilgili değerli paylaşım ve incelemeler yapılmış. Kutsal ittifaklar,Haç-Hilal savaşları,iktidar ve toprak paylaşımındaki kardeş ve akraba cinayetleri, mezhep savaşları...vs.
    Yaratana yakarış için “elleri semaya açık vaziyette olanlarla iki avucu birbirine yapışık minnet duyanların” kanlı elleri...
    Bölgenin halen yangın yeri olmasında iki ana nedeni var. İlk olarak kutsal inançlar, ikincisi enerji kaynağı. Frenk milleti Filistin,Kudüs ve Mısır coğrafyasında bir medeniyet kurmaya çalıştı ve başarsalar ilk hedefleri daha doğu, Musul ve Bagdat'tı. Bundan 1000 yıl önce neft maddesi (petrolün bir yan ürünü) Musul bölgesinde keşfedilmiş !...

    Aslında olaylar insanoğlunun ihtiyacından ötesine kavuşmak için duyduğu hırsın nelere mal olabilecegine ilişkin tarihi süreçten bir kesit sunuyor okuyuculara...

    Acizane söyleyeceklerim...

    - İnsanlığa (başta müslümanlara) zulümden başka bir şey vermemiş batı uygarlığını bir tarafa bırakırsak hayatınız boyunca öğrendiğiniz,bildiğiniz “müslüman yönetimi/müslüman devletler” (tabi tarihe adını altın harflerle yazdırmış bir elin parmaklarını geçmeyecek komutan, sultan ve padişahları hariç tutarak) algınızın değiştini/pekiştiğini göreceksiniz...(Özellikle aile içi devletçikler, kan davaları, toprak paylaşımları, diğer taraftan en büyük etken mezhepsel ayrılıklar içindeki Türk veya Arap kökenli sünni/şii emirlik/devletlerin,Selçuklu Hanedanlığı'nın neden daha kısa ömürlü, bundan ders çıkaran Osmanlı İmparatorluğu'nun neden daha uzun ömürlü olduğu netleşecek zihninizde.Selçuklu hanedanlık içi çekişmeler ve de hilafetin korunması için Fatimi ve Büveyhoğulları ile girdiği yarıştan başını kaldırıp Batı’ya bir türlü yönel(e)memiş, Osmanlı ise Viyana kapılarına dayanmıştır)

    -Makyevelli’nin “başarı için her yol mübahtır” anlayışına sağlam örnekler oluşturacak grift ilişki ve ittifaklara, (Emir Çavlı-Baudouin’e karşı Rıdvan-Tancrede İttifakları ve Tell Beşir Savaşı) olabileceğine şahit olacaksınız….Birbirinin kuyusunu kazan Müslümanlara,Türk-Arap, Sünni-Şii hasetliğine bol bol şahit olacaksınız...Dostu (metres hayatı) ile ilişkisini kaybetmemek uğruna oğlunu katledenlere (Sultan Zümrüd ile oğlu Şam emiri İsmail)…

    - Öteki cephede daha birlik görünen (yazar müslümanların içinde bulunduğu acziyet,kardeş katli, mezhepsel ayrımlarını yoğun işlemiş ama bir başka kaynakta batı devletlerinin içinde bulunduğu durum bizden aşağı değildir) Vatikan’ın kutsal çağrısı üzerine çoluk-çocuk, yaşlı-genç, kadın-erkek grupların din gibi bir kavram üzerinden nasıl yönlendirilip “sefere” çıkarıldığını, adeta öncü birlik olarak belki de bir kalkan olarak süvarilerin, çelik zırh içerisinde muhafazalı elit birliklerin yanında yalın halleri ile “cennete koşarcasına” (heaven) lojistik destek/manevi güç/dua ile Müslümanlara karşı Selçuklu Anadolu’sunda (İznik-Eskişehir-Ankara-Antakya-Hatay-Urfa-Tokat/Niksar) ve Müslüman Şii/Fatimi Devlet etkisi altındaki (Suriye-Filistin-Kudüs-Mısır-Musul hatta Sünni Abbasilerin merkezi Bağdat) birliklere karşı yollara çıktığına tanık olacağız. İnsan denilen varlığın kutsal vaatlerde bulunan din/ahlak kavramını algılayışı ve harekete geçerek nasıl toplanabildiğine ve cansiparane/canını hiç sayarcasına varlığını ortaya koyabildiğine şaşacaksınız...

    - Din adına sunulanlara kanmış kitle ( maceraperestlik/risk alma güdüsü ile hareket eden serkeş bireyler) ve milletler (ki bunlara millet demek içimden gelmiyor çünkü aralarında o kadar entrika ve çıkar çatışması var ki bir gün önce kardeş olanlar bir gün sonra kan davalık olabiliyor) bir amaç uğruna harekete geçebiliyor...Vatikan merkezli politikalar sonucu Haçlılar adıyla tarihe nam (katliam) salmış batı milletleri (Frenk) birleştiriliyor ve müslüman coğrafyada adeta bir “kurtuluş savaşı” veriyor (en iyi savunma hücumdur). Diğer tarafta Selçuklu Hanedanlığı merkezli sünni beylik, emirlikler ( ki bunlar aslında fikir ve eylem birliği olmayan, dağınık vaziyette aile devletçikleri, kardeş, akraba katline uğramışların güttükleri kan davalarından ortaya çıkabilen/arta kalabilen dinanizm/etkinlikte yönetimler) ve bunlardan pek bir farkları olmayan şii Fatımilerin’in kaybedilen Kudüs ( müslümanın onur ve şerefi) başta olmak üzere Anadolu-Suriye-Filistin-Kudüs-Mısır için geç kalmış hamlelerine/umursamamalarına şahit olacaksınız...ta ki Zengi’nin oğlu Nureddin ve onun askeri Şikruh ve yeğeni Selahaddin’e kadar.

    - Coğrafyada yaşadığımız güncel olaylar karşısında sıkça kullandığı “devletlerarası ilişkilerde/antlaşmalarda ortak menfaat yoktur, asıl olan her devletin/bireyin kendi çıkarıdır” (kitapta devlet olarak karşımıza küçük kabile /aşiret yönetimlerinden tutun, şehir/bölge emirliklerine, Halifeliğin koruyucusu Selçuklu Hanedanlığı’ndan tutun Vatikan güdümlü kutsal ittifak adına toplaşan Frenkler/Haçlılar’a kadar çeşitli boyutlarda çıkıyor) lafının kitapta "bu kadar da olmaz" dedirtecek kadar sıklıkta kullanıldığı/değişebildiği gözler önüne seriliyor...

    -Hassan Sabbah ile Şii-Sünni ayrılığının (asırların siyonist yahudi tezgahı) neticelerinden Selçuklu hasetliğine, katliamlara, tarihin en kanlı, teşkilatlanmış Haşşaşi örgütüne şahit olacaksınız...(yazarın Semerkand kitabı bir doz tavsiye edilir)

    -Ve tabi ki Kudüs’ün fethi... Frenklerin yaklaşık 100 yıl önce halkını katlederek kutsal şehri işgal etmiş... Mütevazi kişiliği ile dikkat çeken, ahlaklı, ruhunu sufilik bürümüş, halka karşı merhamet duyguları olan (kitap boyunca savaş meydanlarının stresini alkol ile gideren çoğunluğu Türk, Arap ve Kürt emirler, beyler,sultanlardan başımızı kaldıramıyoruz), asker ve devlet adamlığı yönünden tarihe damga vuracak bir komutandan çok bir emir eri çekingenliğinde hali ile dikkat çeken, hatta amcası Şikruh’un çıktığı Mısır seferlerine katılmaktan imtina eden ama sonrasında ortaya Kudüs’ün fethine varan bir komutan çıkıyor... Evet Selahaddin Eyyubi’den bir başkası için değil bu sözler. Daha sonra hayat onu daha katı (olgun) bir hale getiriyor sanki...Duygusal, merhametli karakterine disiplinli bir komutan, siyaseti bilen bir devlet adamı ekleniyor süreç içerisinde... Yukarıda saydığım özelliklerinden olsa gerek Kudüs’ü kan dökmeden alıyor (birkaç münferit menfi eylem dışında)

    -Kitabı sonlandırırken bugünlerde de şahit olduğumuz kutsal değer ve hedeflerin ( Vatikan politikaları,Siyonizm, Evanjelizm,Budizm...vs.) İslam coğrafyasına yaşattıklarının beslendiği kaynağın/güdünün Habil ve Kabil’in mücadelesi (nefs) olduğu gerçeğinden öteye gitmediğini bir kez daha kanıtlıyor...

    - Bu kitapla birlikte daha önce okuduğum Selçuklu'ya dair kitaplardan devşirdiğim bilgileri gözümün önüne getirdiğimde Bağdat merkezli Abbasi Halifeliğinin hamisi konumundaki ( ki Selçuklu hanedan üyelerinin Halife’nin ailesinden evlilik yapmaları bunu güçlendiriyor) Selçuklu Hanedanlığı’nın şii Fatimi Devleti ile olan mücadelesi yüzünden (ve de kendi içinde toprak paylaşımı,beylikler,savaşlar, hanedanlık içi entrikalar, iç meseleler) Frenk İstilası’na karşı ne kadar aciz kalındığını (veya mezhepsel ayrılık yüzünden Selçuklu ve Fatimi gibi iki büyük müslüman devletin/mezhebi anlayışın birbirlerinin bölgelerindeki insanların kırılmasına göz yummaları) teyit ediyor. Günümüz müslüman dünyasını o kadar iyi yansıtıyor ki buna Suudi Vahabiliği de (son eylemleri Kaşıkçı oldu) eklenmiş durumda...

    -Sosyal-ekonomik-teknolojik gelişmişlik ne kadar refah, konforlu bir hayat sunsa da modern dünyanın (insan hakları/demokrasi/global dünya) kandırmacadan başka bir şey olmadığını, kendini uygarlık seviyesinin zirvesinde gören günümüz medeni (!) devletlerinin 1000 yıl önce yaşayan daha ilkel toplum/milletlerden düşünce/idea/eylem olarak bir farklarının olmadığını ispata yarayan karşılaştırmalar yapma imkanı bulacağız...

    -Yazarla ilgili birkaç şey söylemem gerekirse...Yazarın geldiği köken olsa gerek Arap hayranlığını kitap boyunca hissetmemek imkansız ki kitabın ismine bakıp "Arapların gözündendir" diyip çok görmüyorum :) Türk Sultanlığı ve Emirleri’nin Kudüs başta olmak üzere o tarihte Suriye ve Irak’da cereyan eden müslüman katline varan olaylar karşısında çağresiz, yetersiz kaldıklarına dair birçok vakanüs (tarih yazıcıları) alıntısı yapmış. İslam ve Halifeliğin koruyuculuğunu, hamiliğini üstlenmiş Selçuklu’yu toprak işgal eden, sömürgeci bir devlet gibi gösteren şu cümleler örnek teşkil etmesi için yeterli sanırım…
    “Araplar uzun süredir üzerlerinde egemenlik kurmuş yabancı askerlere, Türklere karşı bal gibi başkaldırmaktadır….” (sayfa.112)
    Urfa'nın Türk olan Musul valisi İmameddin Zengi tarafından geri alınmasına rağmen yazarın şu sözleri de ilginç: “Urfa’nın geri alınması da Arapların istilacılara cevabının taçlanması ve zafere doğru uzun yürüyüşün başlangıcı olarak tarihteki yerini almıştır…” (sayfa.129)

    "Araplar Haçı Seferleri'nden önce de bazı hastalıklardan mustaripti...,yöneticilerin hemen hepsi yabancıydı.İki yüzyıllık Frenk işgali boyunca gözlerimizin önünde resmi geçit yapan onca kişilikten hangileri Araptı?" (sayfa 239-sonsöz ilk sayfa)
  • İnsan savunduğu düşüncelerin altını doldurmalı,okumalı, yeterli bilgiye sahip olmalıdır.İsrail askerleri her baskın yaptığında veya her yeni birini öldürüp katlettiğinde değil de daimi olarak Kudüs bizim meselemiz olmalı ve ümmet olarak bu davaya sahip çıkmalıyız. Bunun için de sürekli bilgi takviyesi yapmalıyız. El Karadavi Arap kimliğiyle ve konu hakkında yetkin birisi olarak kaleme almış kitabı çok da güzel akıcı anlatmış.Yazım tarihi olarak biraz eskide kalmış olsa da hala devam eden bu meselenin ciddiyetini anlamak bakımından önemli olduğunu düşünüyorum. İyi okumalar herkese..
  • Dünyevi basitliklerden, rüşvetten, düzensizlikten, kötü alışkanlıklardan ve günahtan arınmış bir toplum, selametin bütün dünyaya yayılacağı hakiki bir yeni Kudüs - bundan böyle bu biricik ideal, onun hayatı olacaktır ve hayatı, bu biricik ideale ibadet.
  • Peygamber sükunetine erelim şehrin sokaklarında. Tur'a çıkalım. Bağıralım boğazımızı yırtarcasına; " Rabbimiz biz de aşk ehliyiz bize de yüzünü göster!"
    Tur dağı paramparça olsun, kalbimiz paramparça olsun aşktan.
    Kalk Kudüs'e gidelim sevgilim.